12 Şubat 2013

İSKENDER BEY



Resim 46- İskender Bey (Gjergj Kastrioti) (1405-1468)




(Arnavutça: Gjergj Kastrioti-Skënderbeu, Skanderbeg)




Svetigrad (Kocacık)









1404 ya da 1414’te Arnavutluk'ta Kroya (Kruje, Akçahisar)'da doğdu. 17 Ocak 1468'de Alessio (Lezhe, Leş) kentinde öldü. Asıl adı Gjergj Kastrioti'dir. Batı kaynaklarında “Scander Beu” olarak da geçer. İskender adını Osmanlı Pâdişâhı II. Murat'ın Büyük İskender’e ithâfen verdiği söylenir.

Arnavutluk'un soylu âilelerinden Kastriyotilerdendi. Babası Gjon 1385'te I. Bayezit'in Voissa Zaferi’nden sonra diğer birçok Arnavut soylusu gibi Osmanlı uyruğuna girmek zorunda kalmıştı. Fetret Devri’nde (1402) (1413) Venedik Cumhuriyeti'nin koruyuculuğunda ve kendi adını taşıyan Gjon İli'ni yeniden denetim altına alınca Osmanlı Hükümdârı’na karşı bir harekete girişmemesi için oğulları İskender Bey ve kardeşleri rehine olarak Edirne Sarayı’na getirildi. Burada Müslüman edildi ve iç oğlanı olarak yetiştirildi. 1430'dan sonra sancakbeyliği verilerek Sırbistan ve Arnavutluk kentlerinde yönetici olarak görevlendirildi. Osmanlı Ordusu ile savaşlara katıldı. Birçok başarı ile yararlıklar gösterdi. Babası Gjon'un ölümünden sonra 1438'de Kuzey Arnavutluk bütünüyle Osmanlı topraklarına katıldı ve İskender Bey Kruje Subaşılığına atandı. Bu aralıklarla birkaç yıl kadar sürdü.

Şekil 115- Kastrioti Arması

1443’teki İzladi (Zlatica) Savaşı’nda öteki birçok Sırp ve Arnavut beyi gibi İskender Bey de yanındaki tımarlı Arnavut askerleriyle kaçtı. Üç kardeşinin öldürülmüş olması, Gjon İli'nde kendisine özerklik tanınmamış olması yüzünden Osmanlı yöneticilerine güven duymamaktaydı. Kuzey Arnavutluk'ta ise öteden beri ayaklanmalar sürmekteydi. Osmanlı Devleti'nin bunalımlı bir döneminde kendi yurduna gitmeyi, ayaklananları çevresinde toplayarak Arnavutluk'un bağımsızlığı için mücâdele etmeyi amaçladı.

Svetigrad ve Kruje kalelerini ele geçirdi. 1444’te Arnavut soylularını Leş'te topladı ve güçlü bir birlik kurdu. Kendisi de Müslümanlığı ve Osmanlı eğitimini bıraktığını duyurarak Hıristiyanlığa döndü.



Svetigrad (Kocacık), (Makedonca: Kodzadzik)

Makedonya'nın Debre İli'nde Merkez Jupa’ya bağlı bir köydür. Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rızâ Efendi’nin köyü olarak ünlenmiştir. Kocacık köyünde Ali Rızâ Efendi’nin babası Kızıl Hâfız Ahmed Efendi dünyâya gelmiştir.

Köy, Osmanlı döneminde Manastır Vilâyeti’nin Debre-i Bâlâ Sancağı’na bağlı olmuştur.

Fotoğraf 246- Kocacık Köyü ve Svetigrad Kalesi

Harita 216- Debre (Debar) İli

Harita 217- Kocacık'ın konumu



Osmanlı Ordusu’ndan kaçarak Kruje’yi kendisine merkez yapan İskender Bey Arnavutluk sorunları hakkında görüşmek üzere bütün akrabası Arnavutluk senyörleri ve kabîle reislerini Kruje’ye dâvet emişti. Burada yapılan ilk müzâkerelerde Arnavutluk ile Epir’deki yerlerin Osmanlılardan geri alınmasına karar verildi. Bu amaçla İskender Bey müttefiklerinin yardımıyla 12-15 bin kişilik bir kuvvet topladı. Osmanlıların kendisini yakından izleyeceklerini bildiği için süratle hazırlık yapmıştı.

II. Murat bu gelişmeler karşısında ünlü akıncı beylerinden Evrenosoğlu Îsâ Bey'i önemli bir kuvvetle Kuzey Arnavutluk'a gönderdi. İskender Bey ilk önemli başarısını Osmanlı akıncılarına karşı gösterdi. Akıncı kumandanı Îsâ Bey (Evrenosoğlu) İskender Bey’e karşı harekete geçti (1443). Yıllarca uygulayacağı yöntemi ilk kez Evrenosoğlu'nu yıldırmada kullandı: dağlık ve ormanlık bölgelerde gizlenerek boğazları tuttu, ânî baskınlar verdi.

Svetigrad Kalesi'ni kuşatan Osmanlı birlikleri ağır kayıplarla çekilmek zorunda kaldılar, Evrenosoğlu Kroya yöresinde yenilgiye uğradı. İskender Bey bu ilk başarı sonucunda babasının hâkim olduğu toprakları geri almayı başardı. Daha sonra Arnavutluk beylerini Kroya (Kroja, Kruje) ve İşkodra (Shkoder)’ya yakın olan Adriyatik Denizi kıyısındaki Venediklilerin hâkimiyetinde bulunan Leş (Lezhe) İlçesi’nde dâvet ile ikinci bir kongre düzenledi. 1 Mart 1444 târihinde yapılan bu kongreye Dukakinler (Dukagjinler), Musakiler, Topialar, Balşalar Aranitiler, Polatiler ve diğer Arnavut senyörleri ile başta İstefan Çernoviç olmak üzere Karadağ prensleri katılmışlardı. İskender Bey kongrede bütün Arnavutların reisi seçildi. Her Arnavut senyörü derece ve gelirine göre ona vergi verecekti.

Bir süre sonra (Haziran 1444) İskender Bey, Ali Bey (Evrenoszâde) kumandasında Debre’ye gelen 20-25 bin kişilik bir akıncı kuvvetiyle giriştiği savaşta büyük kayıplar vermesine rağmen Ali Bey geri çekilmek zorunda kaldı. O’nun bu başarısı, 29 Haziran’da olduğu için bu târih Arnavutluk’un bağımsızlığının başlangıcı olarak kabul edilip kutlanmaya başlandı. Bu sıralarda Osmanlı Ordusu Hunyadi Yanoş’a yenilip Balkan Dağlarının güneyine çekilmekte idi. Bununla birlikte akıncı kuvvetleri İskender Bey’i sürekli sıkıştırarak Hunyadi ile birleşmesini önlemişlerdi. Varna Savaşı'ndan hemen sonra 1445’te II. Murat'ın Gjon İli'ne gönderdiği Fîrûz Bey de başarılı olamadığından; II. Kosova Savaşı öncesine kadar da bir daha Arnavutluk sorununa eğilebilme olanağı bulunamadı. İskender Bey ise bu kısa dönemde tüm Arnavutluk'u kendi önderliğinde birleştirmeyi başaramadığı gibi komşusu ve koruyucusu Venediklilerle de bozuştu.

Hunyadi Varna'daki küçültücü yenilginin acısını çıkarmak için uzun zamandır fırsat kolluyordu. O sıralar Macar Kralı henüz bebeklik çağında olduğu için kendisi nâip konumdaydı ve yavaş yavaş Macar Ordusu’nu yeniden kurdu. 1447 başlarından îtibâren Balkanlar ve Tuna bölgesi hükümdarlarıyla bir ittifak oluşturmaya çalıştı ve yine aynı yıl Papa'ya Venedik'e, Aragon ve Napoli kralına yardım çağrısında bulunduysa da sonuç alamadı. Bâzı ilk dönem vakânüvislerine göre İskender Bey’e de çağrıda bulunmuş, o da Hunyadi ile işbirliği yapmayı kabul etmişti.

İskender Bey'in devam eden saldırıları Osmanlıların dikkatini çekiyordu Esâsen bu sırada İskender'in yeğeni Hamza Bey amcasıyla arasının açılması sebebiyle, Osmanlı tarafına ilticâ etmişti. Bâzı Arnavut şehirlerinin İskender'e karşı olduğunu söyleyerek de pâdişâhı tahrik etmiş ve II. Murat’ın bizzat Arnavutluk'a sefere çıkmasına sebep olmuştu.

Daha önce Hamza Bey 1443 yılındaki Morava Savaşı’nda İskender’le birlikte Arnavutluk'a kaçmıştı. 1447 yılında bizzat Arnavutluk Seferi’ne çıkan II. Murat İskender'e âit bâzı yerleri ele geçirdi. Arnavutluk’u kesin olarak fethetmeye karar veren sultan, Kroya'yı kuşattı. O zamâna kadar alınamamış olan Mois Dibraların Birliği (Debre-i Bâlâ) ile diğer bâzı yerleri ele geçirdi. Sultan bu sırada Hunyadi'nin yeniden harekete geçmesi üzerine, Arnavutluk Harekâtı’nı maiyyet komutanlarından Mustafa Paşa'ya bırakarak kendisi Sofya ya çekildi. Temmuz 1448’de II. Murat İskender Bey'in başlattığı ayaklanmayı ezmek için Arnavutluk'a büyük bir ordu gönderdi. İşte bu tam Hunyadi'nin beklediği fırsattı. Temmuz ve ağustos aylarında en az 30 bin ve belki en çok 72 bin kişilik bir ordu topladı; bu ordu esas olarak Macarlardan oluşuyordu ama içinde 8 bin kişilik bir Vlah (Ulah, Eflak) kıtası ile Alman ve Çek paralı askerler de vardı.

De Sorgo'nun raporunda İskender Bey'den haberciler geldiğini, bunların 20 bin silahlı adam sağlama vaadinde bulundukları da belirtilmiştir. Eylül sonunda Hunyadi Sırbistan'a girdi. Hunyadi'nin planını haber alan II. Murat İskender Bey'in kalesi Kruja üzerindeki kuşatmayı ağustos ortasında kaldırmış, ordusunu Sofya yakınlarına çekerek beklemeye koyulmuştu. Hunyadi'nin şimdi güneye ilerlemekte olduğunu öğrenince onun önünü kesmek için ordusunu Kosova’ya getirdi. Böylece 17 Ekim 1448'de Hunyadi'nin ordusu, daha büyük bir Osmanlı kuvvetini karşısında buluverdi; üstelik burası, 1389'da Lazar'ın Osmanlılarla nihâî savaşını yapmayı seçtiği yerle aşağı yukarı aynı noktaydı. Lazar'dan farklı olarak Hunyadi'nin potansiyel bir üstünlüğü vardı. Önemli bir takviye kuvveti beklemekteydi ve Arnavut Ordusu’ndan oluşan bu kuvvet her an gelebilirdi.

İskender Bey sözünü unutmuş değildi fakat Hunyadi'nin tâlihsizliği, o sırada İskender Bey'in Arnavutluk'un kuzeybatısındaki topraklar için uzun süredir çekişmekte olduğu Venediklilerle de mücâdeleye girmiş olmasıydı.

İskender Bey daha sonra (1447 yılı sonlarına doğru) Dagnu Senyörü Zaccaria’nın topraklarını işgal etmiş olan Venediklilerle mücâdeleye girişti. Sırp beyleriyle de birleşen İskender Bey Venediklilerin Lombardiya'da Milano Dükü’yle çarpışmasından faydalanarak saldırıya geçti. Bu arada Napoli ve Aragon Kralı V. Alfons da İskender'i Venedik üzerine saldırması için teşvik etmekteydi. Sıkışık duruma düşen Venedikliler Osmanlı Ordusu’nu İskender Bey'e karşı saldırmaya teşvik ettiler. Bunun üzerine saldırıya geçen Osmanlı akıncı kuvvetlerinin yaklaşması üzerine Dagnu'yu kuşatmakta olan İskender Bey, kuşatmada dört bin kişilik bir kuvvet bırakarak Osmanlı kuvvetlerine karşı yürüdü. Yolda Dirin Nehri yakınlarında karşılaştığı Venedik kuvvetleriyle giriştiği çarpışmada Venediklileri bozguna uğrattıysa da Dagnu’yu alamadı (Temmuz 1448). Venedik Cumhuriyeti kuvvetlerinin yenilmesi, Dıraç Limanı’nın tehdit altına girmesi Dukakinlerin İskender'le barışmaları, Karadağ Prensi’nin de İskender-Sırp ittifâkına girmesi ve İşkodra ile Anvitari (Bar Limanı)’ye karşı yapılan saldırı karşısında endişeye düşmüştü. 4 Ekim’de Venedikliler nihâyet boyun eğerek İskender Bey’e yılda 1.400 Duka haraç ödemeyi kabul ettiler. Bu sebeple senato İskender Bey’le müzâkerelere girişerek Leş İlçesi’nde bir antlaşma imzâlandı (Ekim 1448). Savaşa sebep olan Dagnu yine eskisi gibi senyörlük olarak kaldı. Çok geçmeden Venedik kuvvetlerini bozguna uğratmış olan İskender Bey Mustafa Paşa kuvvetlerini de yenilgiye uğrattığı gibi Mustafa Paşa ile birlikte birçok tutsak da aldı. Tutsak askerleri öldürmesine rağmen Mustafa Paşa ile on iki subayı para karşılığında serbest bıraktı (Ağustos/Eylül 1448).

İskender Bey Venediklilerden en kısa zamanda bir peşinat verilmesini istedi, ne de olsa resmî belgelerdeki ifâdeyle komutan Yanoş'la buluşmak için ordusuyla birlikte acele yola koyulması gerekiyordu. Ancak bu gecikme öldürücü oldu. İskender Bey doğuya ilerlerken II. Kosova Savaşı başlamıştı bile. Kosova Polje'den yaklaşık 30 kilometre ötede İskender Bey savaş alanından telaşla uzaklaşmakta olan Macar kuvvetleriyle karşılaştı ve her şeyin bittiğini öğrendi. Derhâl ordusunu geri döndürerek dağlardaki meskenine çekildi.

İskender Bey, II. Kosova Savaşı’ndan sonra Sultan II. Murat'ın yeniden sefere çıkacağını haber alınca kalelerini tahkim ve Osmanlı Ordusu’nun geçeceği yerleri tahrip etti, sivil halkı Venedik yönetimindeki yerlere gönderdi. Kruje Kalesi’ne çok sayıda kuvvet koyduktan sonra 12 bin kişilik bir orduyla Debre’ye doğru hareket etti. Arnavutluk'a giren Sultan Murat önce Svetigrad Kalesi’ni aldıktan sonra Kruje'yi kuşattı (1449).

Bu sırada İskender, Kruje yakınlarındaki dağlara çıkmıştı. Sarp yerlerde yapılan çarpışmalarda II. Murat'ın ordusu oldukça kayıp verdi. İskender Bey vergi vermek şartıyla önerilen barışı kabul etmedi. Bunun üzerine Sultan Murat geri döndü. İskender Bey, Osmanlıların ikinci kez aldıkları Svetigrad'ı geri almak içim büyük çaba gösterdi ise de bu hareketinde başarılı olamadı ve geri döndü.

Bir süre sonra Berat şehri Osmanlı Ordusu tarafında ele geçirildi. Sultan Murat, berâberinde oğlu Şehzâde Mehmet olduğu hâlde Arnavutluk’a yeni bir sefer daha yaptı (1450). Bu sırada İskender Arnavut beylerinin kendi aleyhine dönmeleri sebebiyle zor durumda bulunuyordu. Bununla birlikte papazlar vâsıtasıyla halkın moralini kuvvetlendirmeye çalıştı ve “Osmanlı Ordusu’nu kesinlikle yeneceğiz” vaadinde bulunarak Arnavutları iknâ etti. Öte yandan Arnavutluk'a giren Sultan Murat Kruje'yi yeniden kuşattı. Napoli Kralı Alfons, Venedik'e karşı kendisine yardım etmediği için İskender'e kırgın idi. Ragusa Cumhuriyeti ise İskender'e gizlice yardım ediyordu. Teslim önerisini kabul etmeyen Kruje tahrip edildiyse de ele geçirilemedi. İskender'in dışarıdan yaptığı saldırılar geri püskürtüldü. Kuşatma 5 ay sürdü. Çâresiz kalan İskender Bey şehri Venediklilere terke râzı olmasına rağmen bu gerçekleşmedi. Bu sırada Hunyadi'nin Arnavutluk'a yardıma geleceği haberi üzerine Sultan Murat kuşatmayı kaldırıp geri çekilmek zorunda kaldı (Kasım 1450). Bununla birlikte Hunyadi yardıma gelmedi. Sultan Murat'ın çekilmesi ve dolayısıyla kurtulması, İskender Bey'in tüm Avrupa'da özellikle kendi yurdunda kahraman sayılması için yeterli olup İskender Bey'e bir yakınlaşma ve yardımın gerçekleşmesini sağladı. Şöyle ki: Napoli Kralı V. Alfons, İskender'in bu mücâdelesinden kendi lehine faydalanmak istiyor; dolayısıyla onu, yeni Osmanlı saldırısından korumayı kendi siyâsetine uygun buluyordu.

V. Alfons Rönesans devrinin en büyük hükümdarlarından olup merkezî Avrupa hânedanlarının Balkan Yarımadası’nda izlemiş oldukları siyâseti temsil etmek istiyordu. Osmanlı tehlikesini görmüş, fikir ve düşüncelerinde başarılı olabilmek için İskender'i teşvik ve himâye etmişti.

Papa da Katolik devletleri İskender Bey'e yardıma çağıran bir bildiri yayınladı. Papa’nın da desteğiyle Napoli Kralı ile İskender Bey arasında 26 Mart 1451'de bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmada Osmanlı Ordusu’nun yeni bir saldırısında İskender Bey'e Alfons'un yardımı sağlanacaktı; ayrıca İskender Bey Napoli Kralı’na tâbi olacaktı. Böylece Osmanlı hâkimiyetini kabul etmeyen İskender Bey'e bağlı olan Arnavutluk, Napoli Kralı’na tâbi olduktan 3 yıl sonra (1454), Alfons adına para bastırıldı. Kruje şehrinde Napoli Kralı’nın bir temsilcisi bulunuyordu.

Öte yandan İskender'in Napoli Kralı’na tâbi olması Venedik Cumhuriyeti’ni kuşkulandırdı. Buna karşı Venedikliler de Arnavutluk'ta İskender'e karşı olan senyörleri, özelikle Dukakinleri ona karşı cephe almaya teşvik ediyorlardı. Bunun üzerine Alfons, Venedik Doçu’nun dikkatini çekmiş, ondan bu tür kışkırtmalara son verilmesini istemiştir.

II. Mehmet'in ilk saltanat yıllarında Arnavutluk sorunu ile ilgilenilmedi. Ancak ayaklanmanın yayılmaması için bölgede sürekli olarak yıpratma birlikleri bulunduruldu. İstanbul'un fethi Venedik çıkarlarına büyük ölçüde zarar verdiği için cumhuriyet, Arnavutluk’taki kışkırtma siyâsetinden vazgeçerek İskender'le anlaştı.

Buna karşılık İskender Bey 1455’te Napoli Kralı'ndan takviye birlikleri alarak Arnavutluk’un güneyine girdi. Bu bölgenin halkını ayaklandırmaya çalıştı ve Osmanlı Ordusu’nun elinde olan Berat'ı kuşattı. Hızla yetişen Evrenosoğlu, İskender Bey'e ağır kayıplar verdirdi. Ayaklanmaya katılan bölgelere de akınlar düzenledi. Bu yıldırıcı girişim bölgenin yakılıp yıkılmasına ve kan dökülmesine neden olduğundan birçok Arnavut beyi, bu arada İskender Bey'in yeğeni Hamza Bey de Osmanlı Devleti'ne bağlılık bildirerek topraklarında barış istediler. Osmanlı Ordusu’na katılarak ayaklanmacılarla savaşmaya başladılar. Bu yenilginin üzerine Arnavutluk'taki hâkimiyetini kaybetmek istemeyen Napoli Kralı derhâl ona yardıma koştu ve bu konuda Papa'yı da iknâ etti. Ayrıca Arnavutluk'u kurtarmak amacıyla Fransız, Alman ve Sırplardan da yardımcı kuvvetler gelmişti (1456). Bunun üzerine Osmanlı tarafına geçmiş olan Hamza Bey'in teşvîkiyle Dâvud Paşa (veya İshak Bey)'nın kumandasında Arnavutluk'a yeni bir kuvvet sevk edildi. İskender Bey bu durum karşısında dağlara çekildi. Kroya'ya yürüyen ve Albulena Ovası’na gelen akıncılar dağdan inen İskender Bey tarafından bozguna uğratıldılar. Hamza Bey de tutsak alınmıştı. Albulena yenilgisi sebebiyle Arnavutluk'a yeni fetih hareketleri bir süre ertelendi (Eylül 1457). Papa III. Kalikst, bu başarısından dolayı İskender Bey'e “Mukaddes Makâmın Genel Komutanı” unvânını verdi.

Öte yandan Aragon ve Napoli Kralı V. Alfons'un ölümü (1458), İskender'i iyi bir koruyucudan yoksun bıraktı. Alfons'un yerine geçen oğlu Ferdinand, kendisine rakip olan Anjuvenlerle (Anjouinler)) giriştiği mücâdelede İskender Bey Papa'nın tavsiyesiyle Napoli Kralı’na yardıma karar verdi. Önce Osmanlı hâkimiyetini ve vergiyi kabul etti (1460). Çok geçmeden Anjuvenlerin Ferdinand'a karşı üstün durumda olduğu sırada, İskender 3.000 asker ile Ferdinand'ın göndermiş olduğu kadırgalara binip İtalya’ya gitti ve tehlikeli bir duruma düşen Ferdinand'ı kurtardı; böylece onun en büyük düşmanı olan Taranto Prensi de muhâlefeti bırakıp boyun eğmek zorunda kalmıştı. Başarı kazanan kral, ona “Saint Pietro Dükü” sanını verdi.

Şubat 1462’de memleketine dönen İskender, Venedik Elçisi ve Papa'nın kışkırtmasıyla Osmanlılarla olan iyi ilişkilerini bozdu. Böylece mücâdele yeniden başladı. Bunun üzerine Osmanlı akıncı kuvvetleri ile saldırı yeniden başladı. Kesin başarı kazanılamamakla birlikte Osmanlı Hükümdârı Anadolu ve Eflak’taki sorunlar nedeniyle geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu sırada Papa Osmanlılara karşı yeni bir Haçlı Seferi hazırlığıyla meşgul idi. Bunun üzerine Osmanlı Hükümdârı İskender'le barış yaptı (Nisan 1463).

Osmanlıların Bosna ile Venediklilere âit Mora' da ki Argos kentini fethetmeleri, uzun bir süreden beri açık bir siyâset izlemeyen ve Napoli Krallığı ile Arnavutluk üzerinde hâkimiyet rekâbetine girişmiş olan Venediklileri Osmanlılara karşı İskender Bey’le bir antlaşma yapmak zorunda bıraktı. Çok geçmeden yapılan antlaşma uyarınca İskender Bey, Venedik Cumhuriyeti'nin Macarlarla birlikte Osmanlılara karşı savaşa karar verdikleri yıldan (1463) bir yıl sonra Osmanlılara karşı harekâta başladı. Bunun üzerine Balaban Paşa komutasında sevk edilen kuvvetler İskender'le giriştiği savaşta onu yenilgiye uğrattığı gibi sekiz Arnavut komutanını da tutsak aldı. Bu başarı İskender'e karşı ilk Osmanlı başarısı olup Arnavutluk’ta da genel bir heyecan yarattı. Balaban Paşa İskender’e karşı yeni bir saldırı daha düzenledi (9 Ağustos 1464) ise de bu kez başarılı olamadı. Bununla birlikte Balaban Paşa 1465 yılında yeniden Arnavutluk'a girdi. Ayrıca Yâkub Paşa (Arnavut) da çok sayıda kuvvetle Arnavutluk'a sevk edildi. Fakat İskender Bey her ikisini de yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Fâtih Sultan Mehmet Arnavutluk Seferi’ne çıkmaya karar verdi.

Fâtih Sultan Mehmet, 1465 ilkbaharında 150 bin kişilik bir ordu ile Arnavutluk’a girdi. Önce Arnavutların az kuvvetle savunup çok kuvvete karşı koydukları sarp boğazları ele geçirdi, daha sonra da dağlara çekilen Arnavutları izleye izleye İskender'in merkezi Kruje Kalesi önlerine ulaştı. Sultan kalenin uzun süre kuşatmaya dayanacağını tahmin ediyordu. II. Mehmet bu işin sürdürülmesini Ohri Sancakbeyi Balaban Paşa'ya bırakarak tüm Arnavutluk'u denetim altında tutmayı kolaylaştıracak önlemeler aldı.

Burada harekât sürerken o İşkombi Suyu yakınındaki Valinienlerin eski beldelerinden Valne harâbelerini yeniden îmar etti ve buraya İlbasan Kalesi’ni yapıp içine muhâfızlar ve savaş araç gereçleriyle yiyecek yerleştirdi. İskender Bey Roma’dan ve Napoli’den az miktar para yardımı aldıktan sonra Arnavutluk'a döndü (Nisan 1467).

Bu sırada Kruje'yi kuşatmakta olan Balaban Paşa İskender ile giriştiği savaşta yenilgiye uğradığı gibi hayâtını da yitirdi. Çok geçmeden İskender Bey Elbasan Kalesi’ni kuşatmaya başladı. Bunun üzerine Fâtih Sultan Mehmet ilkbaharda, ikinci kez Arnavutluk Seferi’ne çıktı. Arnavutluk'a giren sultan 1467'de çetin savaşalar vererek Elbasan'a doğru ilerleyen Osmanlı Ordusu’nun bir bölümü kıyıya yöneldi. Akıncılar da yıldırıcı akınlarda bulundular. Sadrâzam Mahmud Paşa, Matia ve Boyana ırmaklarını geçerek İşkodra'yı askerlerine yağmalattı ve yaktırdı. II. Mehmet bu küçük kaleyi yine alamadı. Buna karşılık öteki kalelere çok sayıda asker yerleştirdikten sonra Dıraç'a yürüdü ve İskender'in sığınağı durumunda olan kalesini yıktırdı. Daha sonra da Kruje’ye dönüp kaleyi kuşattı fakat ele geçiremedi ve geri dönmek zorunda kaldı (Ağustos 1467).

Öte yandan İskender Bey hasta olmasına rağmen, Osmanlıların Kruje'yi devamlı tehdit altında tutmak amacıyla inşâ ettikleri Elbasan Kalesi’ne saldırı düzenleyip ele geçirmek için Arnavut beyleriyle bir toplantı yaptı (Ocak 1468). Bu sıralarda Arnavutluk dağlarını aşarak İşkodra önlerine kadar ilerlemiş olan Osmanlı kuvvetlerine karşı savaşa girişmek istedi ise de hastalığı arttı ve çok geçmeden de Leş İlçesi’nde öldü (17 Ocak 1468).

İskender Bey sarp dağlar ve dar boğazlarla çok zor geçit verir durumda olan ülkesini az kuvvetle ve başarıyla savunmuştur. Teşkîlatçılığı, zaman zaman çılgınca cesâreti, çok iyi bir savaş adamı olması ve özellikle azim ve irâde kudreti ile ünlenmişti. Kendisine karşı olan bâzı Arnavutluk senyörleri karşısında hiç yılgınlık göstermemiş, önüne çıkan bütün engelleri aşıp bir avuç kuvvetle ülkesini Osmanlı fetihlerine karşı 25 yıl savunmuştur. Sâdece Osmanlı ile değil Arnavutluk’ta gözü olan Venedik ile de uzunca bir süre savaşmıştır.

Bu neden ile İskender Bey, Arnavutluk târihinde ulusal bir kahraman olarak ad bırakmıştır. İskender Bey'in ölümünden sonra kemiklerinin tılsımlı olduğu, ondan bir parça taşıyana ok ve kurşun işlemeyeceği söylentileri yayıldı. Bu nedenle kemikleri küçük parçalar hâlinde Arnavut savaşçılarına dağıtıldı ve elbiselerine dikildi.

Bir rivâyete göre İskender'in ölüm haberi Fâtih Sultan Mehmet’e bildirilince “Hıristiyanlığın vay hâline kılıç ve kalkanlarını kaybettiler” demiştir. Fâtih Sultan Mehmet ile aynı hocalardan berâber ders almaları ve sarayda iken dostluk kurmaları ve Fâtih Sultan Mehmet’in ölüm döşeğindeyken “İskender niye böyle yaptı hâlbuki ben onunla Roma’yı fethetmeyi düşünüyordum” dediği de başka rivâyetler arasındadır.

İskender Bey Osmanlı’nın Adriyatik kıyılarına inmesini engellemesi hâricinde çok sayıda akıncı kuvvetinin de sürekli olarak bu sınırlarda hazırda bulunmasına neden olmuştur.

Günümüzde Tiran ve Priştine'nin en büyük meydanlarında heykelleri bulunur. 2006'da Üsküp'te bir heykeli açıldı.












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.