10 Şubat 2013

ÇİNİ










İznik çinisi, Kütahya çinisi









İçi ve dışı veya tek yüzü sırlı, sır altı boyalarıyla dekore edilerek geleneksel motiflerle süslenmiş malzemeyle yapılmış olan, mîmârîye bağlı olarak gelişen bir sanat türüdür. Selçuklu kaynaklarında çininin bir iksir olduğu şeklinde vurgulanmaktadır.

Fotoğraf 164- Kânûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin cephesinden çiniler

Çini kelimesinin 'i' ilgi harfiyle türetilmiş olması ilk bakışta çiniciliğin Çin'den geldiği kanısını uyandırmaktadır. Ancak çiniciliğin Türklere özgü bir sanat olduğu sanat târihi uzmanlarınca kabul edilmektedir.

Çinicilik çok eski târihlere, Asurlular zamânına kadar dayanan bir Doğu sanatıdır. Antik Çağ’da Mısır, Mezopotamya, İran ve Girit kültürlerinde mîmârî bezeme öğesi olarak çini kullanılmıştır. Mîmârîde MÖ. 3000 yılında, İslam mîmârîsinde ise MS. IX. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.

İlk olarak Türkler, Orta Asya’da çini îmal etmişlerdir. Orta Asya’da bulunan Kaşan şehri sebebiyle “Kâşî” diye adlandırılan çinilere ilişkin bu şehirde, Turfan, Aşkar ve Koça bölgelerinde yapılan kazılarda bulunan fırın artıkları ve parça çiniler, Türklerin çok eski devirlerde, VIII. yüzyıldan önce çiniyi bir sanat dalı olarak ele aldıklarını gösteren verileri barındırmaktadır.

Mîmârîde kullanılan çiniye XVIII. yüzyıla kadar "Kâşî", çini eşyâya (tabak, vazo, kâse vb.) de "Evani" (kap-kacak) adı verilmiştir. O dönemde Çin'den ithal edilen porselenlerin ün kazanmalarından ötürü, Türk yapısı "Kâşî"’ye, kalitesinin yüksekliğini vurgulamak için "Çini" denmeye başlanmıştır.

Selçukluların 1071'de Bizanslıları yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur. Bu topraklardaki çini sanatı, XIII. yüzyılda Selçuklu mîmârîsinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok câmi, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. Başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekânlarda tercih edilirken, dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. Figürlü sanat eserlerini kullanmaktan çekinmeyen Selçuklu sanatkârlar özellikle hayvan tasvirlerinde çok başarılı olmuşlardır.

XIV. yüzyılda Anadolu çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle XV. ve XVII. yüzyıllar arasında İznik, önemli bir çini ve seramik üretim merkezi hâline gelmiştir. Burada üretilen çiniler başkent İstanbul'daki saray duvarlarını süslemiştir. Çeşitli tekniklerle zenginleşen bu süsleme sanatı, hep mîmârîye bağlı kalmış, onun üstünlüğünü ezmemiş, ama renkli bir atmosfer yaratarak mekân etkisini arttırmıştır.

Anadolu Selçukluları ile çok yaygın ve çeşitli tipteki mîmârî yapıtlar üzerinde büyük bir gelişme göstererek varlığını günümüze kadar sürdüren çini süslemesinde, her dönem, bir önceki dönemin teknik üstünlüğünü sürdürmekle birlikte yeni teknik buluş ve renklerle bu sanatı zenginleştirmiştir. Örneğin Selçuklu çinileri kare, dikdörtgen veya altıgen şeklilerinde hazırlanıp, yüzlerinde mavi lacivert, toprak sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olup, alçı veya horasan harç üzerinde aplike edilmiş, mozaik şeklinde yapılmış süslemelerdir.

Geleneksel Türk sanatlarından olan çini, genellikle mîmârî yapıların, câmi, köşk, saray ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik türüdür. Bu çiniler ikiye ayrılır:
  1. Duvar çinileri (Kâşî)
  2. Evani (Tabak, vazo, kupa, kâse, sürahi, bardak ve benzeri seramik türleri)
Çini ortaya koyduğu çok renkli geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği ve kalıcılığı ile Türk süsleme sanatının en önemli unsuru ve malzemesi olmuştur. Çini süslemenin önemi, 3 ana özelliği ile açıklanmaktadır:
  1. Çok renklilik: Çini süsleme ile renk unsuru çok renkli olarak mîmârî ifâdeye katılan bir boyuttur.
  2. Geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği: Genellikle kare levhalar hâlinde yapılan çiniler süsleme materyalini vermektedir. Birkaç metrelik panolar hâlinde hazırlanan düzenlemeler yanında özellikle tekrarlanan süslemenin yer aldığı geniş yüzey alanı kaplanmıştır.
  3. Kalıcılık: 900° dolaylarında bir ısıda fırınlarda pişirilen çini levhalar, çiniyi süslemenin en kalıcı unsuru hâline getirmiştir. Çini üzerinde yer alan süsleme desen olarak sonsuzluğa uzanan bir süreklilik kazanmaktadır.
Türk çini sanatında uygulama teknikleri şunlardır:
  1. Mozaik çini tekniği: Bu teknik XIII. yüzyılda Anadolu Selçuklu çini sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı döneminde varlığını XV. yüzyıl sonuna kadar sürdüren bir tekniktir.
  2. Ana teknik: Özelliği süslemenin, süsleme örneğinin doğrudan çinkolu saydam olmayan renkli sır ile yapılmasıdır. Bu teknikte levha üzerinde renkli sır ile boyama söz konusudur. Renkli sır tekniğinde levha üzerinde süsleme örneğinde krom oksit bir bileşimle tekrar çizilmiş, kontür olarak verilmiş bu şekilde fırınlanan renklerin birbiri içine akması önlenmiştir.
  3. Sır altına boyama tekniği: XIII. yüzyılda Anadolu Selçuklu çini sanatında kullanıldığı gibi, XVI. yüzyılın ikinci yarısında da Osmanlı’da gelişmesini tamamlayan bir çini tekniğidir.
  4. Perdah tekniği: Bir sır üstü tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz saydam sırlı levhalar üzerinde altın ve gümüş tozları ile süsleme yapılmakta ve fırınlanmaktadır.


Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine âit yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılardan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşâ ettikleri kervansaray, türbe, câmi ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir.




İznik Çinileri

İznik, MÖ. 316 yıllarına dayanan târihinden bugüne kadar birçok kültürel ve mîmârî değişikliğe uğramıştır. İznik arkeoloji târihinde Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Türklerine âit eserleri bulmak mümkündür.

XIV. yüzyıldan başlayarak XVII. yüzyıl sonuna dek İznik’te üretilmiş olan çinilere “İznik çinisi” adı verilmektedir. XVII. yüzyılda İznik’e gelen Süleyman Çelebi, şehrin dokuz mahallesinde halkın çini ve çanak çömlek îmal ederek geçimini sağladığını ve İznik’te 340 adet çini fırınının bulunduğunu seyahatnâmesinde belirtmiştir. Zaman içerisinde İznik çinilerinin üretimine yönelik bu değişim farklı bölgelerden gelen ustaların şehre yerleşmesiyle çini sanatının eserlerinde değişiklikler gözlenmiştir.

İznik Bölgesinin çini ile tanışıklığı XIV. yüzyıla dayanmaktadır. Ortadoğu’da sıklıkla görülen Çin porselenlerine özgü desenlerin 1400 yılı dolaylarından İznik’te kullanılmaya başlandığı görülmüştür. XIV. yüzyılın ikinci yarısı ve XV. yüzyılın başlarında ise kırmızı hamurlu çiniler yapılmıştır. Bu çiniler sır altı tekniği ile yapılmış, astarları beyaz, süsleri renkli ve saydam kurşun sırla kaplıydı. Kullanılan renkler ise kobalt mavisi, açık mavi, firuze, mor ve yeşil renklerdi.

Beyaz mavi İznik çinilerinin ömrü XV. yüzyılın ortalarına dek sürmüştür. İznik çini ve seramiğinin yapılma işine özellikle XVI. yüzyılda büyük önem verilmiştir. Bu önem artan inşaat faaliyetleri ile orantılı olarak gerçekleşmiştir. XVI. yüzyıl ortalarına kadar devam eden süreç İznik çinilerinin üçüncü dönemidir. Bu çinilerin beyaz zemini çok temiz ve sert, sırları renksiz ve saydamdır. Bu dönem çinilerinde Rûmîler, hatayîler ve bulut öğeleri ile hayvan figürleri yer almaktadır.

XVII. yüzyıl başlarında İznik çini sanatı ve tekniğinde duraklama görülmüştür. Desenler bozulmaya, renkler birbirine vurmaya başlamıştır. Lale ve karanfil motiflerin XVI. yüzyılda görülen mercan kırmızısı motifleri bu yüzyılda kaybolmuş, yerine soluk kırmızı gelmiştir. Bu yüzyılın çinilerinde zemin beyaz, yeşiller mavimsi, firuze mavisi de yeşilimsi bir renk almıştır. XVII. yüzyılın sonlarında İznik çiniciliğinde başlayan gerileme, Osmanlı Devleti’nin duraklaması ile alâkalıdır. İç ve dış huzursuzluklar ve harplerle yıpranan devlet, sanata yeterli alâkayı gösterememiştir. Mîmârî faaliyetler maddî yetersizlikler sebebiyle çok azalmış ve mîmârîyi kendisine bir tatbik sahası addeden İznik çiniciliği de böylece bozulmaya başlamıştır. 1716 senesinde İznik’te çini faaliyeti tamâmen sona ermiştir.


İznik Çinilerinin Özellikleri

  • Saf beyaz astarları, sert sırları ve sır altı tekniğindeki bezemeleri ile başarılması çok güç bir çalışmanın sonucu elde edilmektedir. 
  • Dona dayanıklıdır (TS-EN 2002)
  • Parlak sır tabakası nedeniyle yüzeyinde su tutmaz, bakteri ve küf oluşumunu engeller. Böylece dış cephelerde ve ıslak hacimlerde uzun yıllar boyu rahatlıkla kullanılabilir.
  • Sır tabakasının parlaklığı ışığı bir miktar emerek sır altındaki renklerin canlı ve parlak görünmesini ve ışığın doğru yansımasını sağlar. Bu sâyede mekânları olduğundan daha geniş ve ferah gösterir.
  • Hamur-astar- sır karşımı olarak %75-85 oranında kuvars-kuvarsit içerir. Mücevher yapımında da kullanılan bu yarı değerli taş oldukça güç işlenebilme özelliğine sâhiptir.
  • İznik çinilerinde temel renk olarak açık beyaz ve arka planda kullanılarak yapılmış ve kendine has bir teknik ile oluşturulmuştur.
  • İznik çinilerinin %70-80’i kuvars ve kuvarsitten yapılmıştır. Bir araya getirilmesi güç olan üç farklı kuvarsın ve sırrın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu karışım 900 derecelik bir ısıda bir araya getirilmektedir.
  • Yapılan uzun araştırmalardan sonra çinilerdeki ısıyla oluşabilecek sorunlar kuvars ve kaya kristalleriyle çözülmüştür. Sonuçta elde edilen çini birçok taşın bir araya gelmesiyle oluşan kuvarstır.
  • Genel seramik kurallarına karşı olarak oluşturulan yöntemle yapılmaktadır. Bu da sıcak, soğuk ve dondurulmuş ortamda dilatasyonla (ayrılması) gerçekleştirilmektedir.
  • İznik çinileri birçok taşın birleşimiyle oluştuğu için birçok rengin de armonisini taşmaktadır. (Koyu mavi Iapis Iazuli (lâcivert), turkuaz mavisi, koralın kırmızılığı ve yeşimin yeşili gibi.)
  • Çinilerde yer alan bâzı renkleri örneğin koral kırmızısı gibi elde etmek çok zordur. Elde edilen bütün renklerin yanı sıra kornea beyazı ve opak rengi de kullanılmaktadır. Opak renginin kullanılması, ışığın emilmesine ve farklı ışık kırılmalarına yol açarak görüntülerin ve renklerin daha iyi ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca söz konusu bu rengin kullanılması çinilerin korunmasına da yardım etmektedir.
  • Çinilerin üzerindeki yazılar İslam felsefesini net olarak yansıtmaktadır.
  • Vakıf araştırmacıları İznik çinilerinin gizemini çözmek için klasik İznik çini dizaynından faydalanmaktadırlar. Ürünlerin incelemesinden de anlaşılacağı üzere geleneksel teknolojik metotlar hâlâ günümüzde kullanılmaktadır. İznik çinilerinin özelliklerini bozmamaları için İznik Vakfı XVI. yüzyılda kullanılan tüm teknik detayları kullanmaya devam ettirerek çinilerin özelliklerini yitirmemesi için gerekeni yapmaktadırlar.
  • İznik çinileri için kullanılan seramik teknolojisi doğal bir sentez sonucu ortaya çıkarılmış ve korunması için de gerekli özen gösterilmektedir. 

Tablo 7- İznik çinilerinin standartları
Boyutlar (cm)
Kalınlıklar (mm)
Ağırlıklar (gr)
23.5 x 23,5
12
1.200
28.5 x 28,5
14
1.400
27 x 37
14
1.600
R= 35
14
1.750
R= 12
8
600
R= 33 İznik tabak

1.300


XVII. yüzyılın sonlarında çiniciliğin Kütahya’da gelişmesiyle İznik’te çini üretimi durmuş ve giderek yok olmuştur.


İznik Çinilerinin Türleri



Müzehheb Çini Kaplar
Belgelerde kimi kaplardan "müzehheb" ve "altunlu" diye söz edilmektedir. 1600 târihli yazılı belgelerde yaldızlı kâseler "hoşaf kâseleri, müzehheb"; yaldızsız olanlar "altunsuz"; kahve fincanları ise "altunlu" ya da "sâde" diye nitelenmektedir. Yine bu dönemden kalma birçok tabakta bitkisel desenler üzerindeki sır altı bezemenin genel çizgilerine pek uyulmamıştır. Oysa XVI. yüzyılın başlarından kalma örneklerde daha özenli bir işçilik söz konusudur.


Değerli Taşlarla Bezeli Çini Kaplar
Yazılı belgeler, altınla ya da değerli taşlarla bezenmiş İznik çini kaplarından hiç söz etmemektedir. Osmanlılar bu bezeme tekniğini Çin porselenlerini, yeşimleri ve necef taşlarını zenginleştirmek için kullanmışlardır.


Kapaklı ve Metal Parçalı Kaplar
Minyatürlere bakıldığında hemen hemen tüm kapların kapaklı olduğu görülmektedir. Gövde ile kapak her zaman aynı malzemeden yapılmamıştır. Seramik kapaklı metal kapların yanı sıra metal kapaklı seramik kaplar da mevcuttur. Bu durum, kâse, kavanoz ve sürahiler için de geçerliydi. İznik atölyelerinde üretilip de günümüze kalan kavanoz ve karafakilere âit seramik kapaklarının sayısı çok değildir. Yazılı belgelerde kapaklı kapların hangi malzemeden yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Ancak bunların "kapaklı sürahi" ya da "kapaklı kâse" diye adlandırıldığı görülmektedir. Kapakları olmayan kaplara da "bi-kapak" denilmektedir.


Boyutları ve Nitelikleri Farklı Çini Kaplar
Yazılı belgelerde en çok boyuta ilişkin nitelemelere yer verilmiştir. Büyük boy kaplar için "büyük", "battal", "kebir" ve "büzürg"; orta boy kaplar için "miyane", "vasat" ve "orta"; küçük boy kaplar için ise, "sagir", "küçük/küçek", "kiçi" ve "hurda" denmiştir. Kimi kapların ise "paşa" ya da "sultânî" diye sınıflandırıldığı görülmektedir. Paşa üsküresinden "paşa fincanı" ya da "sultânî üsküre" diye söz edilmektedir.


Dinsel Amaçlı Çini Kaplar
Belgelerde adına rastlanmayan, ancak örnekleri günümüze gelen seramik eserlerinin en önemlileri kandiller ve askı toplardır. İznikli ustaların yarattığı bir başka önemli ürün de ayaklı leğendir. Ayaklı leğenlerin işlevlerine ilişkin bilgi yoktur, ancak bunların yüksek rütbeli kişilerce abdest almada kullanıldığı sanılmaktadır.


Yemek ve Servis Kapları


Tabak
İznik atölyelerinde çokça üretilmiş bir türdür. Bunların biçimleri ve boyutları hakkında hem minyatürler hem de yazılı belgelerden bilgi edinilmektedir.


Sahanlar
Bunlar da İznik atölyelerinin bir başka ürünüdür. Bunların düz dipli, kenarlı ya da kenarsız olmak üzere değişik türleri bulunmaktadır. Minyatürlerden anlaşıldığına göre, seramik sahanların çoğunda metal kaplar bulunmaktadır. Belgelerde kapaklı sahanlardan "sahan maa serpuş" diye söz edilmektedir. Sahan sözcüğüne ilk kez XVI. yüzyıla âit belgelerde rastlanmıştır. Bu sözcük XVIII. yüzyılın başlarına dek kesintisiz kullanılmıştır.

İznik atölyelerinde üretilmiş diğer seramik kaplar arasında ise tepsiler, kâseler, üsküreler ve tazzalar yer almaktadır.


Sıvı Madde Kapları
Bunların, büyük ölçüde bardakları, maşrapaları, safaları, fincanları, ibrikleri ve sürahileri içermektedir.


Günümüze Kadar Gelen Diğer Seramik Eşyâlar
Bunlar, kavanozları, matrabaları, hokkaları, kalemdanları, divitleri (devatlar) ve şamdanları içermektedir.


Günümüzde İznik Çinisi

Günümüzde İznik’te Çinicilikte yaşanan en büyük eksiklik alt yapı konusundadır. İznik çinisinin renkleri ve desenleri orijinal olarak kullanılmakta fakat birçok atölyede Kütahya alt yapısı kullanılmaktadır. Yapılan karolarda ise orijinal olmasa bile günümüz teknolojisi ile aslına en yakın alt yapı kullanılabilmektedir.

İznik çinisinin günümüzde yeniden doğmasına neden olan ilk adımlar İznik ve çevresinde yapılan kazılar sâyesinde olmuştur. Bu kazılar, her ne kadar diğer milletler sâhiplenmeye çalışsa da, bu sanatın İznik’te başladığını kanıtlamıştır. Kazılar netîcesinde Prof. Dr. Oktay Asanapa tarafından Birinci Fırın Kazıları ve İkinci Fırın Kazıları olmak üzere iki yayın hazırlanmıştır. Bu kazılar kökeni Çatalhöyük’e kadar dayanan bu sanatın gelişmiş hâlinin İznik’te yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmaların sonrasında 1989 yılında İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi gerçekleştirilmiş, daha sonra TEB sponsorluğunda bir yayın hazırlanmıştır. Aynı yılın İznik Yılı îlan edilmesi ile birlikte İznik tümü ile yeniden gündeme gelmiştir. Bu sergi sonrasında sanatı geliştirmek, geleneği korumak, İznik ve çevresinin kültür ve sanat değerlerini tanıtmak, mevcut potansiyeli harekete geçirmek, geleneksel İznik çini sanatı ile ilgili var olan ve elde edilecek bilgileri bir sistem dâhilinde eğitim ve öğretimle gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1993 yılında kurulan ve bir şahıs vakfı (Prof. Dr. Işıl Akbaygil) olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur.

Formülüne dâir hiçbir yazılı belge olmayan, sâdece babadan oğula geçen bir sanat olan İznik çinisinin yapımı, hamurunun hazırlanması, pişirilmesi, boya tekniği vb. yöntemlere dâir TÜBİTAK’ın yanı sıra bâzı üniversiteler ile ortak çalışmalarını yürüten vakıf, yıllar süren araştırmalar ve binlerce deney sonucu, eski kalitesinde, geliştirilmiş geleneksel yöntemlerle XVI. yüzyıl İznik çini sanatını 400 sene aradan sonra yeniden üretme başarısına erişmiştir. Yapılan çalışmalar netîcesinde çinide yoğunlukla kuvars taşı olduğu bulunmuştur. Formülün bulunması sonucu 1994-95 yıllarına üretime başlayan vakfın, bugün çiniyi üretme sırasında yararlandığı tek teknoloji, elektrikli fırınlardır. Diğer yandan orijinal şekillerine sâdık kalmanın yanı sıra bâzı modern desenlerde çini üretme yoluna da gidilmiştir.


Kütahya Çinileri

Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden birisi Kütahya’dır. Kütahya’nın sembolü hâline gelen çinicilik, kökü Friglere kadar uzanan seramik sanatı ile birlikte gelişmesini sürdürmüştür. Asıl Selçuklu devrinden Germiyanoğulları devrine geçiş târihinden îtibâren başlamıştır.

Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olmaktadır. Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya'da târih boyunca yaratılan eserlerdir.

XIV. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır. Kütahya çinilerinde mavi ve beyaz renklere çokça rastlanması XV. yüzyıl ortalarına rastlar.

Fotoğraf 165- Kütahya çinilerinin kullanıldığı Yalı Câmii, Konak / İzmir

XVII. yüzyılda İznik çiniciliğinin bitmesi ile bu sanat Kütahya’da daha çok görülmeye başlanmıştır. Bu yüzyılda Kütahya çiniciliği hakkında kendisi de Kütahyalı olan Evliyâ Çelebi şöyle demiştir:

“Kâse ve fincanı ve günagün (türlü türlü) maşraba ve güzeleri (çömlekleri) ve çanak ve tabakları bir diyâra mahsus değildir (benzeri görülmemiştir).”
  
Evliyâ Çelebi 1671 yılında Kütahya’da 34 adet çini atölyesi olduğunu belirtmiştir.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında doğru renk, motif ve şekil bakımından Kütahya çinilerinin kalitesinde bir bozulma başlamış, bu kötü gidiş II. Dünyâ Savaşı sırasında çinilere duyulan ihtiyâca kadar devam etmiştir. Savaş sırasında ise Kütahya çiniciliği tekrar canlanmış ve bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür.


Kütahya Çinilerinin Özellikleri

Kütahya çinisinde kullanılan malzemeler, Kütahya ile komşu illerden sağlanmaktadır. Bu hammaddeler plastik ve plastik olmayanlar diye iki ayrılmaktadır:

Plastik Hammaddeler:
  • Kırklar toprağı
  • Gri Bilecik kili
  • Maya
  • Çamaşır kili 
Plastik Olmayan Hammaddeler:
  • Çakmak taşı
  • Beyaz Bilecik kili
  • Tebeşir 
Bahsi geçen bu malzemelerin karıştırılması ile çark, döküm ve pres diye isimlendirilen üç tür karışım hazırlanır. Çark harmanında ile düz duvar tabağı, vazo, saksı ve şekerlik; döküm harmanında biblo, bardak, tabak ve küllük; pres harmanında ise düz ya da desenli, duvar plakaları yapılır.

Çini yapımında kullanılan boyalar yerli ve yabancı kaynaklardan sağlanmaktadır. Yerli boyalar genellikle oksitlerden yapılan açık yeşil, turkuaz, kırmızı ve siyah; yabancı boyalar ise sarı, koyu yeşil ve laciverttir.


Günümüzde Kütahya Çinisi

XIV. yüzyıldan beri, Kütahya’da çini sanatı kesintisiz olarak devam etmektedir. Osmanlı’nın son zamanlarından îtibâren, Cumhuriyet ile birlikte bâzı yerlerde çini sanatı kesintiye uğramıştır. Diğer yandan İznik’te o dönemlerde saray desteği olduğu için, bu destekle çok rahat çizgiler ortaya çıkmıştır. Bu sanatı kaybetmemek adına Kütahya’da yapılan çalışmalarla çinicilik Kütahya’nın dünyâ çapında tanınmasına neden olan bir sanat dalı olmaktadır. Kütahya çiniciliğinin bugüne kadar gelmesinin sebebi bu sanatın halk tarafından da benimsenmesidir.

Türkiye’de çini ile uğraşan il ve ilçeler her ne kadar Kütahya ile rekâbete girseler de bu sanatın merkezi Kütahya’dır. Buna örnek olarak Türkiye’nin ve dünyânın ilk çini müzesi 5 Mart 1999 târihinde Kütahya’da açılmıştır.

Bugün Kütahya’da TSE belgeli çini üreticileri başta câmiler olmak üzere kutsal mekânların iç ve dış dekorasyonları, restorasyon çalışmaları, otel, havuz, villa, geleneksel Türk hamamı iç ve dış dekorasyonlarda günümüz teknolojisine uygun çalışmalar yapmakta, dünyânın birçok ülkesine ihrâcat gerçekleştirmektedir.

Kütahya'da, son yıllarda teknolojik gelişmeleri tâkip ederek ürün yelpazelerini genişleten çiniciler, satışlarını arttırmaktadır. Şehirde binlerce âilenin geçim kaynağı olan çinicilik altın yılını yaşamaktadır. Kütahyalı çiniciler, en çok satılan ürünlerin hediyelik kupa, nazarlık ve duvar saatleri olduğunu belirtmektedirler. Gelişen teknolojiyle birlikte Kütahya çiniciliğinin de değişime ayak uydurduğunu ifâde eden çiniciler, hediyelik çinilerin en çok tâtil bölgelerinde rağbet gördüğünü bildirmiştir.

Kütahya, çinisinin kalitesini arttırmak için her dâim çabalarını devam ettirmektedir. Bu çabalara katkı sağlamak amacıyla endüstri meslek lisesi çinicilik bölümleri açılmıştır. Gene geçtiğimiz yıl çiniciliğin gelişmesi için araştırma geliştirme (ar-ge) merkezi kurulmasına karar verilmiştir. Kütahya'da uzun yıllar belediyeye bağlı olarak faaliyet gösteren ve daha sonra özelleştirilerek çinicilere devredilen kısa adı Çinikop olan Çiniciler Kooperatifi ile Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) arasında çinici esnafının üreteceği mal ve çini çamurunun daha kaliteli olması için AR-GE ünitesinin çalıştırılması ve üretilen malların kalitesinin arttırılması için bir anlaşma yapılmıştır. Diğer yandan önemli bir gelişme olarak Sanâyi ve Ticâret İl Müdürlüğü tarafından başlatılan "Kütahya Çinisi Coğrâfî Tescil İşâreti" projesi, Türk Patent Enstitüsü tarafından kabul edilmiştir. Kütahya çinisini diğerlerinden ayıran özellikler teknik olarak Patent Enstitüsü'ne iletilmiş, 10 asra yaklaşan târihiyle Kütahya'da çini sanatının ustalar tarafından nasıl icrâ edildiği, desenleri yönüyle ayrı bir özelliğe sâhip olduğu, yapımındaki aşamalar ve pişirme yöntemleri bütün detaylarıyla belgelenmiştir.

Kütahya Fotoğrafçılar, Çiniciler ve El Sanatları Odası çini sanatıyla uğraşan üyelerini organize etmeye çalışmaktadır. 1950 yılından beri faaliyette olan bu odada 13 meslek dalı bulunmaktadır.

Kütahya’da Kütahya Çini ve Seramik Üreticileri ve Sanatkârları Derneği (KÜÇİSAD) de faaliyet göstermektedir. Derneğin amacı Türk-İslam dünyâsında yüzyıllarca sayısız eserleri süsleyerek günümüze ulaşan geleneksel el sanatımız çiniciliğin, gelecek kuşaklara bir kültür mîrâsı ve bir meslek olarak güvenle aktarılmasını, dünyâ ülkelerine etkin biçimde tanıtılmasını, araştırma, geliştirme, üretim, tanıtım ve pazarlama aşamalarında karşılaşılan sorunların giderilerek sonsuza kadar yaşatılmasını sağlamaktır.

Kütahya’dan çıkan çini eserlerinin üretiminin %80’i yurtdışına yönelik olarak gerçekleşmektedir. Elişi olduğu için, diğer ülkelerde bu sanat çok ilgi görmektedir. Bu yüzden ticâret önem kazanmaktadır.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.