21 Ocak 2013

OSMANLI - VENEDİK SAVAŞLARI











Venedik, Venedikliler, Venedik Seferleri, 1416 Osmanlı - Venedik Deniz Savaşı, 1423-1430 Osmanlı - Venedik Savaşı, Eğriboz Zaferi, 1463-1479 Osmanlı - Venedik Savaşı, 1499-1503 Osmanlı - Venedik Savaşı, Sapienza Deniz Savaşı (Zaferi), Sapienza (Burak Reis) Adası, Fransızlar, Midilli, İstanbul Muahedesi, Korfu Seferi (Avlonya Seferi), 1570-1573 Osmanlı - Venedik Savaşı (İnebahtı Deniz Savaşı), 1645-1669 Osmanlı - Venedik Savaşı (Girit Seferi), Koyun Adaları Muhârebesi, 1715 Osmanlı - Venedik Savaşı












XV. yüzyıl - XVIII. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında geçen savaşlardır.



29 Mayıs 1416'ta Venedikliler, Osmanlı gemilerine saldırınca Çalı bey komutasındaki Osmanlı donanmasıyla Venedik Donanması arasında savaş yapıldı. Tecrübesiz ve zayıf olan Osmanlı donanması yenik düştü. Savaş sonunda yapılan barış antlaşmasının bâzı şartları şunlardır:
  • Venedikliler, Osmanlı topraklarında diğer milletlerden daha fazla ticâret yapacaklar.
  • Venedikliler buna karşılık Osmanlı gemilerine saldırmayacaklar. 
Bir kara devleti olarak kurulan Osmanlı Devleti, daha Orhan Gâzî zamânından îtibâren denizciliğin önemini kavramış ve gelişmesinin denizcilik sâyesinde daha kolay olacağını anlamıştı. Bu sebeple olacak ki 1321'lerden îtibâren üç yönde denizlere çıkma hareketine başladı. Yıldırım Bayezit zamânında Gelibolu Tersânesi’nin yapılması ile gelişmeye başlayan Osmanlı denizciliği, henüz Venediklilerle boy ölçüşebilecek bir güce sâhip değildi.

Ege Denizi'nde Venediklilere bağlı Andros Adası beyi olan Pietro Zeno, Osmanlı ticâret gemilerine karşı düşmanca bir muâmele içinde bulunduğu için 1415) yılında Gelibolu Tersânesi’nde hazırlanan 30 kadırga, Çalı Bey komutasında Akdeniz'e çıkar. Otuz gemiden meydana gelen bu Osmanlı Donanması, Venedikliler tarafından Türk ticâret gemilerine karşı girişilen hareketlere mukâbele etmek üzere Andros, Paros ve Milos adalarına hücum etmiş, bir hayli de esir alıp dönmekte iken Eğriboz Adası sâhilinde rastladığı birkaç Venedik ticâret gemisini de zapt ederek geriye dönmüştü. Bu hâdiseden bir sene sonra, Venediklilerin Pietro Loredano (ö. 1439) komutasında sevk ettikleri donanma, Lâpseki önlerine gelir. Venedik amirali, Türkler tarafından kendisine bir taarruz olmadıkça, kendisinin taarruz etmemesi hakkında senatodan kesin tâlimat almıştı. Bu tâlimat gereği o, Türklerden zapt ettikleri gemileri geri isteyecekti. Bununla berâber her iki donanma da harp tertîbâtı almıştı. Tam bu sırada İstanbul taraflarından gelmekte olan bir Midilli gemisini, Türklere âit olduğunu zannederek yakalamak isteyen Venedik amirali, geminin Osmanlı Donanması’na doğru kaçıp onlara sığınması üzerine geminin kendisine verilmesini ister. Bu isteği reddeden Osmanlı amirali, olaya müdâhale ettiğinden Marmara Adası ile Gelibolu arasında şiddetli bir muhârebe meydana gelir. Henüz yeni gelişmekte olan Osmanlı Donanması, bu ilk ciddî deniz muhârebesinde mağlup olurken komutanı (amiral) olan Çalı Bey de şehit olur (29 Mayıs 1416). Yaralanmış olan Venedik amirali ise Bozcaada'ya çekilir. 1417 yılında Pietro Loredano tekrar gelerek Lâpseki’yi almak isterse de muvaffak olamaz. Sonunda Bizans İmparatoru Manuel'in araya girmesi ile iki taraf arasında barış sağlanmış ve esirler iâde edilmişti.



Çelebi Mehmet’in 1421’deki ölümünü üç yıl süren bir bunalım izledi. Bizanslılar Gelibolu’yu Bizans’a bırakmayı kabul eden Şehzâde Mustafa’yı salıverdiler. Rumeli’nin tümü kendisini sultan tanıdı. Yeniçeriler ve ulemâ ise, tahta Osmanlı başkenti Bursa’da çıkmış olan Mehmet’in 17 yaşındaki oğlu Murat’ı destekliyordu. Murat, uçbeylerin başında, Rumeli’den kendisine karşı yürüyen amcasını 1422’de yendi. Daha sonra bütün güçlerini toplayıp, rakîbini desteklemiş olan Bizans’ı 2 Haziran’dan 6 Eylül’e kadar kuşatma altına aldı. Bu sırada Anadolu’daki bağımlı beylerin hepsi ayaklanmış, I. Mehmet’in bin bir güçlükle fethettiği toprakları yeniden ele geçirmişlerdir. Murat’ın küçük kardeşi Mustafa’yı da isyâna teşvik edip Bursa’yı kuşattılar. Murat İstanbul Kuşatması’nı kaldırdı. 20 Şubat 1423’te kardeşini yendi. Onu kışkırtan Anadolu Beylerini de cezâlandırdı. Candarlılar (Candaroğulları) ve Karamanlılar dışında Batı Anadolu Beyliklerine boyun eğdirdi. Artık dikkatini Balkanlardaki topraklarını tehdit eden devletlere çevirebilirdi.

I. Murat döneminde kuşatılıp fethedilemeyen, fakat Yıldırım Bayezit’in fethettiği (21 Nisan 1394) Selânik, Ankara Savaşı’ndan sonra imparatorla anlaşan Emir Süleyman tarafından Bizans’a bırakılmıştı. Osmanlıların tehlikeli durumlarını düzeltip, eski kudretlerini kazanmaları ve Mustafa Çelebilerin isyanlarının bastırılması üzerine Sultan II. Murat, Evrenosoğullarıyla Turahan Bey’i gönderip Selânik’i kuşattırdı. Bu kuşatma sırasında Tesalya, Etolya, Teb ve Yanya Rum prensleri de Osmanlılara yardım ettiler. Bu sıralarda Manvel’in oğlu Andronikos, Selânik Despotu bulunuyordu. Kuşatma dolayısıyla halk açlıktan kıvranıyordu. Bu nedenle onlar despotun rızâsı olsun olmasın “şehri kendilerine yiyecek vermek ve bayındır bir duruma getirmek” şartıyla Venediklilere satmaya karar verdiler. Venedikliler, kendilerine bağlı kalmak şartıyla Selâniklilerin önerilerini kabul ile 50 bin Duka Altını karşılığında şehri satın aldılar ve zâten hasta Andronikos’u da Mora’ya gönderdiler (1423).

Sultan II. Murat, Selânik’in Venediklilere geçmiş olmasını istememişti. Fakat o sırada ondan daha mühim pürüzlü işler olduğundan ses çıkarmamış ve münâsip zaman beklemeğe muvaffak olmuştu. Sultan Murat takrîben 1426’da Ayasuluk’a giderek orada bulunduğu sırada Midilli, Sakız, Rodos ile eski muâhedeleri yenilediği zaman Venediklilerin Selânik’i almalarından dolayı bunlarla olan muâhedeyi yenilemeyerek Venedik elçilerini geri çevirmişti.

Pâdişah işlerini yoluna koyduktan sonra Edirne’ye döndü. Venedikliler yeni bir heyet göndererek muâhedeleri yenilemek istedilerse de pâdişah bu heyete: “Selânik babamdan kalma mülkümdür, büyük babam Bayezit burasını Rumlardan aldı, eğer oranın idâresi Rumların elinde bulunsa idi, bunlara haksızlık ettiğimi belki iddiâ edebilirlerdi. Siz ise İtalya’dan gelen Latinlersiniz. Buralara sokulmanıza sebep ne? Arzunuzla ya oradan çekilirsiniz, yoksa geliyorum.” cevâbını verdi. Bu sûretle elçiler bir iş göremeden geri döndüler. Venedik Senatosu Selânik’i kurtarmak için imparatorun tavassutunu bile ricâ etmişlerse de Selânik’i kat’î olarak almayı kararlaştıran Osmanlı hükûmetini tasavvurundan döndüremediler, hattâ pâdişah imparatorun bu tavassutunu pek garip bulmuştu. Yuannis’in göndermiş olduğu Nikola de Gona ve Grangopulos isimlerindeki elçilerine, Selânik imparatorlara âit olsa idi orasını hiçbir vakit zapt etmek istemeyeceğini, fakat Venediklilerin imparatorun arâzisiyle kendi arasına yerleşmesine de müsâade edemeyeceğini söyleyerek onları da geri gönderdi.

1430 yılına değin yayılan dönem, birçok devletlerle anlaşmazlık bakımından zengindir; Venedik’le anlaşmazlık da bu karışık döneme çerçeve hizmetini görür. Osmanlıların büyüyüp gelişmesi Venedik’i güç bir duruma düşürmüştü.  Mora’da tekrarlanan akınlar, Arnavutluk’a tutunup yerleşme, Venedik’in elinde tuttuğu topraklar için tehdit edici görünüyordu: Durazzo (Durres, Dıraç), Scutari (Scköder, İşkodra), Alessio (Lezhe, Leş), Drivasto (Drisht), Bodua (Budva), Dulcigno (Ulcinj), Koron, Modon. Selânik’in savunmasını üstlenme kararı, Venedik’in durumunu daha da ağırlaştırdı. Birçok diplomatik yoklayışlara karşın, sultâna olayı kabul ettirmek olanaksız oldu. Kente sığınmış olan taht dâvâcısı Mustafa’nın tâlihsiz çıkışları, durumu zehirleyip azdırdı. Şimdi pek yetkin hareket üsleri olan ve hatırı sayılırcasına gelişmiş Osmanlı Donanması, yarımada ve Venedik topraklarına, özellikle de Euboia (Eğriboz)’ya akınlarını arttırıyordu. Sultanla anlaşmak zorunda kalan Naxos (Nakşa) Dükü, Türklerin deniz saldırılarına karşı Venedik’e yardımı durdurdu. Gelibolu’daki Venedik Donanması’nın manevraları fazla başarılı olmadı. 1429’da VIII. İoannes’ten gelen, Venedik’le hasmı Macar Kralı Sigismund arasında bir anlaşmaya varma çabaları ya da Kıbrıs Kralı ile Karaman Beyi İbrâhim arasında bir birlik kurma girişiminin de yararsız olduğu ortaya çıktı.

Selânik’in Venedik yönetimine bırakılmasını II. Murat, Osmanlı topraklarına bir saldırı olarak değerlendirdi. O yüzden kent, çok geçmeden Türkler tarafından kuşatıldı. Osmanlılar, Selânik’ten sonra İstanbul’un da Venediklilerin eline düşeceği endişesine kapıldılar. Cenevizlerin aracılığıyla Osmanlılarla Bizans arasında 22 Şubat 1424’te anlaşma yapıldı. Buna göre, Bizans yıllık 300.000 Akçe haraç vermeyi kabul ettikten başka Misivri ve Terkos hisarlarının dışında, 1402’den sonra almış olduğu Marmara, Ege ve Karadeniz kıyılarındaki yerleri geri verdi. Bunda Bizans’ın Mustafa Çelebi ve Küçük Mustafa isyanlarından beklediği sonucu elde edememesi etkili oldu. Böylece Bizans, 1402’den sonra bir süre için kurtulmuş olduğu vassallık statüsüne yeniden girmiş oluyordu.

Venedik, II. Murat’ın Selânik’i işgâlini tanıması çabasını sürdürdü. Böylece 1423-1425 ve 1425-1430 yılları arasında sürecek olan Osmanlı - Venedik Savaşı’nda her iki taraf da kendisine müttefik aramaya çıktı. Venedik, Eğriboz’da tutsak olan İsmâil adında bir Osmanlı şehzâdesini bu iş için kullanmak istedi. II. Murat’ı barışa zorlamak için, İsmâil’in Anadolu ya da Rumeli’de serbest bırakılarak isyan çıkartmaya teşvik edeceği haberini gönderdi. 1423-1425’teki Osmanlı - Venedik Savaşı’nda Venedik’in yanında Aydın İli’ni ele geçirip Osmanlılara başkaldıran İzmir Beyi Cüneyd Bey de bulunuyordu. Venedik diğer yandan Karamanoğulları, Eflak ve Macaristan ile ittifak hazırlıklarına girişti.

Venedikliler İsmâil’den sonra Bayezit’in oğlu olduğu iddiâ edilen Düzmece Mustafa’yı ortaya çıkardılar. Mustafa’nın Osmanlılar arasında da taraftarları vardı. Mustafa 1425 baharında Selânik’ten çıkarak Venedik Donanması ile işbirliği yaptı. Böylece Osmanlı - Venedik Savaşı başlamış oluyordu. Ertesi yıl Osmanlılar kayıplarını kapattılar. Türk deniz gâzîleri Venedik’e âit Eğriboz, Modon ve Koron topraklarına şiddetli akınlara başladılar. Selânik’ten tekrar çıkış yapan Düzmece Mustafa’ya Pazarlı ve Sarıca Bey’ler karşı koydular. Savaş Arnavutluk’a da sıçradı. Osmanlılar burada Venedik’e âit Dıraç’ı kuşattılar. 1425’te Venediklilerle Macarlar arasında Osmanlılara karşı ittifak görüşmeleri başladı.

Bu dönemde Osmanlı, Macaristan üzerine de seferler düzenledi. Devletin Tuna üzerinde meşgul bulunduğu 1426-1428 yıllarında Venedik, yeni sulh teklifleri ile II. Murat’a Selânik işini kabul ettirmeye çalıştı. Yıllık vergiyi 300.000 Akçe’ye kadar çıkarıyordu. Bu târihlerde Osmanlı Donanması Venedik’e endişe verecek bir duruma gelmiş idi. İki Venedik gemisi Osmanlılar tarafından zapt olunmuş ve Gelibolu’ya götürülmüş idi. Eğriboz’a şiddetli deniz akınları devam ediyordu. Venedik büyük gemiler yapmaya karar verdi. Macar Kralı’nı Türkler ile sulh yaptığı için Papa nezdinde suçladı. Venedik Türk baskısı karşısında şimdi yalnız kalıyordu.

II. Murat, Selânik’in yeniden fethini gerçekleştirmede oldukça kararlıydı. Sefer hazırlıklarını tamamlayan pâdişah 1430 Şubat’ında bütün ordusu ile Selânik üzerine yürüdü. Beylerbeyi Hamza Bey kumandasındaki Anadolu askerleri de bu sefere katılmışlardır. Venedik Donanması yetişmeden, 29 Mart’ta sabâha karşı yapılan genel bir hücum sonunda kale alındı. Anognostis, II. Murat’ın Selânik’in fethinden sonra şehrin ayrıntılı bir tahrîrini yaptırdığını yazar.

Murat, bu zaferini Mısır Sultânı’na bildiren fetihnâmesinde Selânik’in İstanbul’un bir eşi olduğunu, Müslümanlara zarar vermekte belki de İstanbul’dan daha ileri gittiğini yazarak, bir bakıma fethin gerekçesini de belirtmiştir.

II. Murat, savaş dolayısıyla nüfûsu azalan ve tahrip olan kentin onarılarak yeniden şenlendirilmesi için her türlü tedbirin alınması konusunda, yetkililere gereken emirleri vermişti.

Selânik’in fethi, Venedik’e, Arnavutluk’taki topraklarını da kaybedeceği korkusunu yaşattı. Venedik Amirali S. Morosini’ye verilen direktifte, barış şartları ile birlikte Gelibolu’ya saldırabileceği bildiriliyordu. Anadolu ve Batı İran’da babası Timur zamânındaki düzeni kurmak isteyen Şahrûh’un Azerbaycan’da bulunduğu haberini alan Venedik, Selânik’i geri almak heyecânına kapıldı.

Amiral Morosini, Gelibolu’ya gelerek Emir Süleyman Burgaz’ı denilen kaleyi kuşattı ve Osmanlıların her türlü askerî ve ticârî ulaşımını kesti. Bunun üzerine Hazma Bey Lâpseki’de ön barışı imzâladı (Temmuz 1430, onay târihi 4 Eylül 1430). Buna göre Venedik, Selânik ve çevresi üzerinde Osmanlı egemenliğini tanıyor, buna karşılık Osmanlılar da Arnavutluk’taki şehirler ile İnebahtı üzerinde Venedik egemenliğini, yıllık 236 duka haraç karşılığında kabul ediyor ve boğazlardan Türk gemilerinin serbestçe geçişi için güvence veriyordu.   Selânik’ten sonra Yuvan iline gelen Osmanlı güçleri burayı yeniden kedilerine bağladılar. Bu arada Venedikliler, Aya Mavra, Zenta ve Kefalonya adalarının himâyesini sağladılar. Osmanlılar fetihten hemen sonra bu bölgede 1431/32’de yeni bir tahrir yaptılar. Fakat Arnavutluk’ta köylerin tımar olarak bölüşümü sırasında direnmeler görüldü. Âsîlere karşı harekete geçen Evrenoğlu Ali Bey, bir boğazda pusuya düşürülerek ağır kayıplara uğratıldı. Osmanlılar, bu isyânı Venediklilerin kışkırttığını düşünerek îkazda bulundular. II. Murat Serez’den Manastır’a geldi ve isyan bastırıldı.



Yunanistan'ın doğu kıyısının karşısında bulunan, bugün Eğriboz adıyla bilinen adanın zaptı, askerî târihimizde “Ağrıboz Adası’nın Zaptı” diye geçmektedir.

Harita 8- Eğriboz'un konumu

Fâtih tarafından yeniden teşkil edilen Osmanlı Donanması, İstanbul'un fethine katıldıktan sonra 1455'te ilk defâ Ege Denizi’ne açıldı. Birinci Ege Seferi ve bunu tâkip eden diğer seferlerde boğaz önündeki Bozcaada, İmroz, Semâdirek (Semendirek), Taşoz, Limni ve Midilli adaları Venediklilerle yapılan çetin mücâdeleden sonra ele geçirildi.

Fotoğraf 8- Eğriboz (Chalkis) Kalesi

1469'da Amiral Nicolo Canale kumandasındaki Venedik Donanması Ağrıboz'dan hareket ederek Limni, İmroz, Enez Tesalya kıyılarına ve Foça'ya taarruzlarda bulunmuş, bunlardan birinde Ağrıboz'un karşısındaki Tesalya kıyısına asker çıkarmış ve Müslüman halkın malları yağma edilmişti. Boğaz önündeki adaları geri almak amacıyla devamlı saldırılarda bulunan Venedik donanması Ağrıboz'da üsleniyordu. Fâtih, Çanakkale Boğazı ile buraya yakın adaların ve İstanbul'un batıya karşı denizden güvenliğini sağlamak amacıyla Ağrıboz'un zaptına karar verdi ve büyük bir hazırlıktan sonra 1470 yılında bu kararını gerçekleştirdi. Harekât planına göre kara kuvvetlerinin büyük kısmı, karadan, donanma da bir kısım kuvveti ile denizden hareket ederek her iki kuvvet belli zamanda hedef bölgesine vardı ve harekâta girişildi. Venediklilerin Ağrıboz sömürgesi kuvvetli bir kale ile berkitilmiş birinci sınıf üs ve ticâret limanı olduğu için Ege Denizi’nde Osmanlılar büyük kara kuvveti ve tam teşkîlatlı donanmayı önce bu adanın zaptında kullandılar. Bu seferin hazırlıklarından olarak önce Mahmud Paşa Gelibolu Sancakbeyliğine atanmakla berâber kendisine kara ordusu ile donanmanın sefer hazırlıkları için gerekli emirler verilmişti. Bu seferde Osmanlı Donanması’nın gemi adedi bir kaynağa göre 100 kadırga, 200 nakliye gemisi, 450 yelkenli idi; 12.000 azep askeri ile 58.000 Anadolu askerinden meydana gelen 70.000 muhârip, donanma ile taşındı. Kuşatma malzemesi olarak top, tüfek, mühimmat, savaş araç ve gereçleri nakliye gemileriyle ulaştırıldı.

Fâtih'in büyük ölçüdeki hazırlıklarını ve bu hazırlık hedefinin Ağrıboz olduğunu öğrenen Venedikliler Ağrıboz donanmasını takviye etmişlerdi. 1470 yazı başında çok sayıda ve kuvvetli Osmanlı Donanması’nın Bozcaada ve İmroz Adası bölgesinde toplandığını öğrenen Venedikliler, Ağrıboz donanmasından 10 kadar savaş gemisini bir filo hâlinde keşif için ileri sürdüler. Çanakkale Boğazı’na yaklaşan bu filo, durumu öğrenip süratle geri dönmek istediyse de Osmanlı Donanması’nın tâkibinden kurtulamadı. Osmanlı Donanması Venediklilerin bu keşif filosunu Şıra (Skyros) Adası’na kadar kovaladı; dönüşte de Ağrıboz kıyılarını yaktı. Venedikli keşif filosundan bir denizci daha sonra yazdığı mektupta Osmanlı donanması için “Deniz yelkenli bir orman gibi idi. Bu inanılmayacak bir şeydi ama bunu görmek çok daha korkunçtur” demişti. 1470 yılı Haziran’ında Fâtih 120.000 kişilik kara kuvveti ile Ağrıboz Kalesi karşısına, Mahmud Paşa da, emrindeki donanma ve kara kuvvetiyle Kuzey Sporad Adaları üzerinden Ağrıboz kuzey limanı bölgesine geldi. Venediklilerin, 36 galer ve altı nakliye gemisinden kurulu donanması çarpışmayı göze alamayıp Ağrıboz Adası’nın güney ucundaki Mandhelo civârına çekildi.

Ağrıboz daha önceleri Tesalya'ya bitişik bir yarımada iken kalenin bulunduğu yerdeki berzah kısmı sonradan kazılarak ada hâline getirilmiş ve böylece ada ile Tesalya arasında bir kanal meydana gelmişti. Ağrıboz Kalesi adanın batı kıyısında ve bu kanalın kenarında, bir tarafı karaya bağlı üç tarafı da denizle çevrili idi. Kale ile Tesalya kıyısı arasında bir ok atımı mesâfe vardı. Kanalın Tesalya kıyısında da ikinci bir kale vardır. Karşılıklı bu iki kale arasındaki deniz yâni kanal sığdır, iki kale arasında bir asma köprü bulunmaktaydı. Boğazdan gemi geçeceği zaman veya gece köprü kaldırılır, boğaz açılır, gemi geçtikten sonra, köprü tekrar yerine indirilirdi. Bu boğazdan büyük gemiler geçemezlerdi. Kalenin asıl limanı, kalenin hemen güneybatısında idi. Bu sebeple asıl limana gemilerin gelebilmesi için Ağrıboz adasının güneyinden dolaşılması gerekirdi. Kalenin düşürülmesi için, kaleye taarruz edecek kuvvetlerle bunlara destek olacak ağır silahlar, araç ve gereçlerin adaya geçirilerek kalenin doğu tarafından sıkıştırılması gerekiyordu. Bu durumda deniz yolu ile getirilen silah ve savaş malzemesinin önce bu asıl limana indirilmesi, ondan sonra adaya geçirilmesi lâzımdı. Ağrıboz Adası’nın batı kıyıları kuzeyden güneye doğru âdetâ yüksek bir duvar hâlinde idi.

Kuzeyde Osmanlı Donanması bulunduğundan bu taraftan Venediklilerce Ağrıboz Adası’na bir yardım ihtimâli kalmamışsa da, güneyden yardım imkân ve ihtimâli vardı. Hâlbuki kalenin kuzeyindeki surlardan Osmanlı gemilerinin iki kale arasındaki kanaldan geçerek, güneyden kaleye gelmesi muhtemel yardımları karşılamaları imkânsızdı. Bu durum karşısında Fâtih lüzûmu kadar gemiyi Tesalya kıyısından, ikinci kalenin batısından (İstanbul muhâsarasında olduğu gibi) karadan yürütmek sûretiyle güney limanına indirtti ve güneyden gelecek yardımı önledi. Böylece kalenin güneyindeki iki yakın kıyı arasında karadan yürütülerek güneye indirilen bu gemilerden bir kısmı köprü tombazları gibi yan yana dizilerek üzerlerine kalaslar uzatılmak sûretiyle bir köprü kuruldu. Üç gün, üç gecede meydana getirilen bu köprüden, donanmanın desteği altında adaya geçiş başladı ve kale denizden, karadan kuşatıldı. Mahmud Paşa’nın karargâhı Paşa Adası’nda idi. Venedikli kale kumandanı Fâtih'in teslim teklifini reddedince bombardımana geçildi. 25-30 Haziran arasında yapılan hücumlar sonuç vermedi. Kaleyi savunanlar açılan gedikleri süratle onararak inatla direnmekte ve günün birinde Venediklilerin kurtarmaya geleceklerini sabırsızlıkla beklemekteydiler. Bâzı vezirler kalenin zaptına imkân olmadığını ileri sürerek Fâtih'i muhâsaradan vazgeçirmek istedilerse de Mahmud Paşa bunun aksini savunmuş ve savaşa devam olunmuştu. Bu sırada güneydeki Venedik donanmasının bir kısmı kaleye yardıma geldiyse de Fâtih'in yaptırdığı köprü Venedik donanmasının kaleye yaklaşmasına engel oldu. Bu sûretle, köprü ada ile devamlı geçişi sağladığı gibi düşman donanmasının limana girmesine ve kaleye yardımına da engel olarak iki önemli işe yaramıştı. Yardıma gelen 10 parçadan kurulu Venedik Donanması savaşa devama cesâret edemeyerek güneye çekildi. Bundan sonra Venedikliler 8 gemi ile yaptıkları ikinci teşebbüslerinde de fazla yaklaşmaya cesâret edemediler. Bu durumda Venediklilerin bir çıkarma yaparak Osmanlı Ordusu’nun arkasını tutmaları ihtimâli dikkate alınmış ve asıl liman ile köprünün ilerden korunması için daha güneydeki burnun Mehmed Paşa kuvvetleri ile güvenliği sağlanmıştı.

11 Temmuz 1470 günü yapılan bir şiddetli çarpışmadan sonra Ağrıboz kalesi ve şehri ele geçirildi, bu arada yardıma gelen donanma da savaşa karışmayı göze alamadan çekip gitti.



Osmanlıların Balkanlarda kazanmış oldukları topraklar Osmanlıları Venediklilerle komşu hâline getirdi. Osmanlıların Ege Adalarını ele geçirmeleri Venediklilerin işine gelmedi ve savaş patlak verdi. Bu savaşlar 16 yıl sürdü. Savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adaları ellerine geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı.

Bu antlaşmanın bâzı şartları şunlardır:
  • Venedikliler Osmanlı sularında ticâret yapma hakkını kazandılar.
  • Venedikliler İstanbul'da balyos (elçi) bulundurabileceklerdi.
  • Venedikliler Osmanlılara savaş tazmînâtı vereceklerdi. 
Antlaşmanın bir diğer şartına göre Venedik Cumhuriyeti en tecrübeli ressamlarından birini Fâtih Sultan Mehmet'in tablosunu yapmak üzere İstanbul'a gönderecekti. Bu amaçla ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve İstanbul'da Fâtih Sultan Mehmet'in ünlü tablosu başta olmak üzere birçok eserler yaptı.



Fâtih Sultan Mehmet döneminden beri yapılan ilk Osmanlı - Venedik Savaşı'dır. Savaş, Osmanlıların deniz üstünlüğünün önemli derece arttığını göstermiş ve çeşitli kahramanlıklara sahne olmuş, sonunda 1503 yılında imzâlanan İstanbul Muâhedesi ile barış sağlanmıştır.


Savaştan Önce

Osmanlı Sultânı II. Bayezit ve Venedik Cumhuriyeti Dükü Agostino Barbarigo (1486-1501)'nun başlarında olan Osmanlı - Venedik ilişkileri, 1490'lardan îtibâren bozulmaya başladı. Venedik, Osmanlıların giderek artan gücünden kaygılanıyor ve elinden geldiğince Osmanlıları yıpratmaya çalışıyordu. Fâtih Sultan Mehmet döneminde, Venedik'le uzun süren bir savaş yapılmıştı (1463-1479) ve Osmanlılar kazanmıştı. 1479'da yapılan anlaşmayla Ege Denizi'ndeki bâzı adaları Osmanlılara kaptıran Venedik, bu toprakları geri almak için çabalıyordu ve bu çabalar, Fâtih Sultan Mehmet'in ardılı Sultan II. Bayezit'in tepkisini çekiyordu.

1481 yılında Fâtih Sultan Mehmet öldüğünde, ülkede taht kavgası baş göstermişti. Fâtih'in en sevdiği oğlu olan Şehzâde Cem (Cem Sultan), ağabeyi ve tahtın vârisi II. Bayezit'e yenilmiş ve Anadolu'dan kaçmıştı. Ancak önce Saint Jean Şövalyelerine, sonra da Papalığa esir düşmüş, Avrupalıların elinde oyuncak gibi II. Bayezit'e karşı koz olarak kullanılmış ve sonunda II. Bayezit'in ödediği büyük paralarla Papa Alexander Borgia tarafından zehirletilerek öldürülmüştü (1495). Cem Sultan’ı oyuncak gibi kullananlar arasında Venedik Cumhuriyeti de vardı ve başından beri Venedik'e düşman olan II. Bayezit, Venedik'e hak ettiği dersi vermek istiyordu. Gitgide kötüleşen ilişkiler sonucu nihâyet savaş patlak verdi.


İlk Savaş Yılları

II. Bayezit, Venedik Seferi’ne çıkmak amacıyla 31 Mayıs 1499'da İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek sûretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı tâyin edildi ve hummâlı bir savunma hazırlığına başlandı.

Sultan Vardar Yenicesi'ne geldi. Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklilerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493'den beri kaptanıderyâlık görevinde bulunan Küçük Dâvud Paşa Mora sularındaydı.

200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması'nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı. Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev donanma karşı karşıya geldi. Donanma-yı Hümâyun'u Kemal Reis idâre ediyordu.

Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı. Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilâkına neden oldu. Lâkin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hâdisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perîşan etti.

Sapienza Deniz Savaşı ismi ile târihe geçen bu savaş Osmanlıların târihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır. Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza Adası’na Barak Reis Adası adı verildi. Venedik Elçisi Alvise Manenti devletine gönderdiği raporda Osmanlı Sadrâzamı'nın elçiye “Sen Sinyor hükûmetine söyle artık deniz ile evlenmesini bıraksınlar; artık sıra bize gelmiştir.” dediğini bildirmiştir. Bu zaferin ardından Venedik üslerini koruyacak bir kuvvet mevcut değildi.

Harita 9- Messinia İli, Yunanistan

Harita 10- Sapienza Adası'nın konumu



Barak Reis (Burak Reis)


Osmanlı Sultânı II. Bayezit zamânında yaşayan Osmanlı denizcisidir.

1488’de Osmanlıların Mısır Memlukları ile yaptıkları deniz seferine kadırga reisi olarak katıldı.

Resim 1- Barak (Burak) Reis

Cem meselesinin hallinden sonra, II. Bayezit Han, Akdeniz’i bir Türk gölü hâline getirmek için bâzı kalelerin bir an önce fethedilmesini istiyordu. Bunun için de önce İnebahtı (Lepanto) Kalesi’nin fethedilmesi gerekiyordu. İnebahtı’nın fethi için İstanbul ve Gelibolu’da sefer hazırlıklarına başlandı. Nihâyet, Sultan II. Bayezit Han karadan, Kaptanıderyâ Küçük Dâvud Paşa da 300 parçadan meydana gelen Osmanlı Donanması ile 1499 yılı baharında Gelibolu’dan hareket etti. Devrin meşhur denizcilerinden Kemal, Burak, Kara Hasan ve Herek reisler de bu donanmaya katılmışlardı. Ancak buralara sâhip olan Venedikliler de boş durmuyordu. Bütün Avrupa devletlerinden yardım alarak 160 parçadan meydana gelen kuvvetli bir filo meydana getirmişlerdi.

Osmanlı Donanması aylarca sıkıntılı yolculuktan sonra, İnebahtı’ya yaklaştı. İnebahtı’ya ulaşabilmek için, Bradino Kanalı’nı geçmek gerekiyordu. Oysa düşman donanması bu sırada kanalda yatmaktaydı. 29 Temmuz 1499 günü, Kaptan-ı Deryâ Dâvud Paşa’nın gemisinin güvertesinde yirmi kadar kaptan toplandılar. Yapılacak işin müzâkeresini yaptılar. Dâvud Paşa’nın bir yanında Kemal Reis, diğer yanında Burak Reis vardı.

Dâvud Paşa, kaptanlara: "Daha kuvvetli olan düşman donanmasını ikiye bölüp kuvvetini azaltmak için, arkasına sarkmak üzere bir akıncı müfrezesi ayrılacaktır. Ben, bu müfreze ile düşmanın arkasına sarkacağım. Kemal Reis ile Burak Reis benim yerimde hücûma geçecekler. Bu tehlikeli bir teşebbüstür. Düşman farkına varırsa, kurtuluş Allah-ü Teâlâ’ya kalmıştır." dedi. O zaman Kemal Reis: "Bu işi senin yapman olmaz Paşam!" diye cevap verdi. Kırk beş yaşlarındaki Burak Reis, hemen ileri atıldı: "Paşa kardeş, sen serdarsın, Donanma-yı Hümâyun sana emânettir. Bu akını benim gemim yapacaktır. Destur ver! Şehid olmak önce bize düşer. Kara Hasan ile ben giderim!" dedi.

Şafak sökerken düşman donanması ile karşılaştı. Burak Reis bir düşman mavnasıyla bir göğesini top ateşi ile batırdı. Donanmadan ayrılarak düşman gemilerinin arkasına sarktı. Fakat bunu fark eden düşman, dört gemi ile Burak Reis’in peşine düştü. Bu gemilerin ikisinde biner, ikisinde beş yüzer kişi bulunuyordu. Burak Reis, kendisinden çok güçlü ve süratli olan düşman gemilerinin ortasından sıyrılamayacağını anlayınca, mahvolmayı, mağlup olmaya tercih ederek, yakın muhârebeyi seçti. Şan ve şerefle ölmeyi tercih etti. Saldıran düşman gemilerine ateşe başladı. Düşman da karşı ateşe geçerek yaklaştılar. Üç düşman gemisi Burak Reisin gemisine rampa yaptılar. Kancalı halatlarla sıkı sıkıya bağladılar. Kanlı ve çetin bir muhârebe başladı ve saatlerce sürdü. Düşman kalyonları yok olduğu takdirde Venedik donanmasının sevk ve idâresinin de bozulacağını tahmin eden Burak Reis, kendi gemisinin barutluğunu ateşlemeye karar verdi. Böylece kendi gemisiyle berâber kendisine rampa yapan çok kuvvetli Venedik kalyonlarını da yok edecekti. Son nefesine kadar çarpışan leventler, gemiyi neft ile tutuşturdular. Düşman gemilerini de neftlediler. Rüzgârın hızlı olması sebebiyle yangın düşman gemilerini de sardı.

Çok geçmeden, deniz ortasında, siyah dumanlarla karışık kızıl alevler içinde Burak Reis ve arkadaşları şehid olurken, düşman donanmasının önemli bir kısmı da yok oldu. İnebahtı yolu da Osmanlı’ya açıldı. Türk denizcileri Modon Limanı’nın güneyindeki Sapienza Adası’na Burak Reis Adası adını vererek kadirbilirliğin güzel bir örneğini verdiler.



30 Ağustos 1499'da, Sapienza Zaferi'nden 33 gün sonra İnebahtı Kalesi de Osmanlı'nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik amiralinin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin mâneviyâtını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.

Ancak bu sıralarda 1479'dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya Adası’na Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'deki Osmanlı tersânelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi.


Modon Deniz Muhârebesi

Modon Deniz Muhârebesi (veya İtalyan kaynaklarına göre İkinci Lepanto Deniz Muhârebesi) Ağustos 1500'de 1499-1503 Osmanlı-Venedik Savaşları evresi içinde Kemal Reis komutasındaki Osmanlı Donanması ile Venedik Cumhuriyeti’ne bağlı Venedik Donanması gemileri arasında bir seri dalaşma şeklinde meydana gelmiştir.

Osmanlı Donanması Ağustos 1499'da Venedik Donanması’nı Sapienza Deniz Savaşı’nda (veya diğer adlarıyla Zonchio Deniz Savaşı veya Birinci Lepanto Deniz Savaşı’nda) büyük bir yenilgiye uğratmıştı. Bu savaşta Osmanlı Donanması’nın ismen olmasa da gerçekten komutanı olan Kemal Reis çok büyük bir rol oynamış; bu deniz savaşında Osmanlıların eline geçen 10 Venedik kadırgası ile ödüllendirilmişti. Aralık 1499'da Venedikliler Sapienza Deniz Savaşı sonucunda kaybettikleri arâzileri tekrar geri almak için İnebahtı Kalesi’ne hücum etmişler ve bu kaleyi tekrar ele geçirmişlerdi. Kefalonya Adası’nda filosu ile bulunan Kemal Reis hemen gemileriyle harekete geçti. Karadan ulaşan Osmanlı kara güçleri ile birlikte İnebahtı Kalesi denizden ve karadan kuşatıldı ve kale Osmanlı kuvvetleri tarafından Venediklilerden tekrar geri alındı. Kemal Reis kış aylarını Nisan-Mayıs 1500'e kadar İnebahtı Kalesi’nde geçirdi. Burada Osmanlı ülkelerinden getirilen 15.000 kadar gemi yapım vasıflı ustaları ve işçileri, Kemal Reis'in idâresine verilen Osmanlı gemilerini tâmir edip yenilediler.

Nisan-Mayıs aylarında Kemal Reis filosu ile İnebahtı'dan ayrılıp yeni bir deniz seferine çıktı. Önce Korfu Adası’na yönelip bu adada bulunan Venedik idâresi altındaki limanlara hücum edip bunları topa tuttu. Ağustos 1500'de üzerine sevk edilen bir Venedik filosu ile yakın savaşa tutuşup Venedik gemilerini kaçırttı. Sonra, denizden Modon Kalesi’ni bombardıman edip asker çıkartıp kaleyi ele geçirdi. Oradan Koron kıyılarına açıldı ve bu kıyıların açıklarında yeni bir Venedik filosu ile savaşa tutuştu. Bu önemli bir sonuç sağlamamakla berâber Kemal Reis ve karadan gelen Osmanlı birlikleri, Venedik deniz yardımından yoksun kalan, Koron Kalesi'ni ve limanda bulunan bir Venedik brigantinini hemen ellerine geçirdiler. Oradan Sapienza Adası açıklarına yönelen Kemal Reis ve donanma bu mevkide “Lezza” adında bir Venedik kadırgasını batırdı. Eylül 1500’de Kemal Reis Voissa'ya hücum etti ve Ekim 1500'de Lefkada Adası’nda bulunan Santa Maria Burnu'ndan görüldü. Böylelikle Kemal Reis 1500 yılı deniz kampanyasını kapatıp donanmayla Kasım ayında İstanbul'a dönüş yaptı.

Bu bir seri deniz kampanyası Venedik (İtalyan) ve İspanyol târihlerinde Modon Deniz Savaşı olarak anılmaktadır. 1500'de ortaya çıkan bu deniz ve kara savaşları sonucunda Kemal Reis komutasındaki Osmanlı Donanması ve karadan gelen Osmanlı Ordusu Venedik'in Mora yarımadası kıyılarında bulunan mühim üslerini eline geçirip Venediklileri büyük zararlara uğrattı. Özellikle Venedikliler tarafından Cumhuriyetin iki gözü adı verilen Modon ve Koron’un kaybı Venedik'in Akdeniz'de egemenliğine büyük bir darbe vurmuştur. Venedik İspanyol yardımı ile İyon Denizi üzerinde olan Kefalonya ve İtika adalarına asker çıkarıp bu adaları egemenliği altına aldı ise de, Mora Yarımadası’ndaki üslerin kaybını bu arâzi kazançları hiçbir zaman telâfî edememiştir.

14 Aralık 1502’de Osmanlı-Venedik Savaşı’na son veren ateşkes anlaşması imzâlanmıştır. Mayıs 1503'te tasdik edilen anlaşma ile Venedik eskisi gibi Osmanlı hükûmetine yılda 10.000 duka vergi ödeyen bir devlet sıfatına tekrar bürünmüştür. Osmanlı Donanması ise doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde egemenliğini artırmakla berâber, Venedik elinde bulunan Kıbrıs ve Girit adaları ve korsan Sen Jan Şövalyelerinin elinde bulunan Rodos dolayısıyla bu egemenlik ta XVII. yüzyılla kadar tüm olamamıştır.


Fransızların Midilli Kuşatması

Papa'nın teşvîki ile Fransa da, Venedik'in müttefiki olarak Osmanlı'ya karşı savaş açmıştı. 1501 yılının Eylül ayında Ege Denizi'ne giren Fransız Donanması 10.000 piyâde taşıyordu. Eylül ortalarında da Midilli Muhâsarası başladı. Bunun üzerine Sultan Bayezit'in Manisa Sancakbeyi olan ikinci oğlu Şehzâde Korkut, şimdiki Ayvalık'a gelerek 800 kişilik yardımcı kuvveti adaya geçirmişti. Ekim sonlarında Osmanlı Donanması'nın Çanakkale Boğazı'ndan çıktığını öğrenen Fransızlar 6 haftadan beri devam ettirdikleri kuşatmayı kaldırmış ve Mora'nın güneyindeki Çuha Adası açıklarına gelmişlerdi. Burada müthiş bir fırtınaya kapılan donanmadan yalnızca birkaç yüz kişi kurtulabilmişti.

Fransız Donanması geri çekilirken, İspanyollar hazırladıkları donanma ile Ege'ye girmiş fakat Fransızlarla birleşemediklerinden dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüşlerdir.


Savaşın Son Yılları ve Barış Anlaşması

Venedik, Osmanlı Devleti ile artık baş edemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zîrâ Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istilâ etme ihtimâli mevcuttu. Mora'dan tamâmıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı.

Kefalonya gibi Aya Mavra Adası’nı da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi. Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Sultan Bayezit düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim eden bu askerleri îdam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 târihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 târihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı.

Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması (İstanbul Muâhedesi) imzâlandı. Yalnız Kefalonya Adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.



Venedik Cumhuriyeti, devamlı olarak iki taraflı bir siyâset tâkip ediyor, fırsat buldukça da Osmanlıların aleyhine ittifaklara girmekte bir sakınca görmüyordu. Bilhassa deniz savaşlarında Şarlken ile ittifak ediyor ve zaman zaman da Türk ticâret gemilerini vuruyordu. Bu arada, ahidnâme hükümlerinin yerine getirilmesi için elçi olarak Venedik'e gönderilen Tercüman Yunus Bey, Şarlken'e karşı I. François ile ittifak yapmaları tavsiyesinde bulunmuş, ancak bu teklif Venediklilerce kabul edilmemişti. Onlar, Kânûnî'nin teklifini kabul etmemekle kalmadıkları gibi gemileri ile geri dönmek üzere yola çıkan Yunus Bey'e tecâvüze yeltenirler. Bu hareket, Venedik'in düşmanca olan tavrını açıkça ortaya koymuştu. Aradaki dostluk antlaşmasına rağmen Venedik'i Osmanlılara karşı hasmâne bir tavır takınmasına, Papa III. Poul'ün faaliyetleri sebep olmuştu. Zîrâ Papa, Türklere karşı Hıristiyanları bir araya toplamak isteyerek Şarlken ile Fransa Kralı I. François'nın arasını bulup on senelik bir mütâreke yaptırmıştı. Venedik de 1537 yılında bu ittifâka dâhil olmuştu.

Kânûnî'nin, Irakeyn Seferi’nden dönüşünden sonra İstanbul'daki tersânelerde yeni gemilerin inşâsına başlanır. Bu arada gerekli asker ve malzeme têmin edilir. Nihâyet 11 Mayıs 1537'de Vezir Lütfi Paşa ile Barbaros Hayreddîn Paşa idâresindeki donanma denize açılır. Bir hafta sonra da Kânûnî, yanında iki oğlu Selim ve Mehmed bulunduğu halde ordu ile karadan hareket eder.

Donanma Otranto civârına çıkarma yapmakla meşgul iken Andrea Doria'nın Osmanlı bandıralı on ticâret gemisinden müteşekkil bir filoya hücum ettiği haberi alınır. Barbaros derhâl onun üzerine hareket ettiyse de Doria'yı yakalayamaz. Zîrâ İspanya emrindeki bu Ceneviz Amiral, Barbaros'un karşısına çıkmaktansa kaçmayı tercih ederek kurtulabilecektir. Doria'yı yakalamaktan ümidini kesen Barbaros idâresindeki Osmanlı Donanması, Pulya sâhillerinden dönmüş olan Lütfi Paşa ile birleşerek Preveze'ye gelir.

Beri taraftan kara ordusu Avlonya'ya varmış, ardından da sefer Venedik üzerine çevrilmişti. Kânûnî, Lütfi Paşa'ya Venediklilere âit Korfu'nun muhâsara edilmesini emretmiş, bunun üzerine Lütfi Paşa, Korfu Adası üstündeki müstahkem San Angelo Kalesi’ni kuşatmakla meşgulken, Kânûnî de Korfu Adası karşısındaki Bastika'da karargâh kurmuştu.

Mücâdele bütün şiddetiyle sürerken pâdişah, Ayaş Paşa'yı göndererek kuşatmanın kaldırılmasını emreder. Lütfi Paşa ve Barbaros'un, kalenin her an düşebileceği ve kuşatmasının kaldırılmaması yolundaki îtirazları kabul edilmez. Kaynaklar, pâdişâhın bu ânî kararının sebebini havaların soğuması ve kuşatma zamânın geçmiş olması ile îzah etmeye çalışırlar. Ancak burada başka bir noktaya da temas ederler. Buna göre kuşatma esnâsında bir top mermisi askerin içine düşer. Bu yüzden dört gâzî şehit olur. Bunun üzerine pâdişah : "Bir mücâhit kulumu böyle bin kaleye vermem" diyerek kuşatmayı kaldırır. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra ordu 22 Kasım 1537'de İstanbul'a döner.

Bununla berâber Barbaros, Akdeniz'de Venediklilere karşı harekâta devam ederek bâzı adaları vurduğu gibi bâzılarını da zapt eder.



7 Ekim 1571 târihinde Osmanlı Devleti ile Haçlı donanmaları arasında, Korint Körfezi'nde, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz muhârebesidir. İspanyol yazar Cervantes bu savaşta elinden yaralanmıştır.

O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır - İstanbul deniz ticâret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticâret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs'ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetvâ alınıp savaş açıldı. Kıbrıs'ın önemli merkezleri Lefkoşa ve Magosa, zorlu mücâdelelerden sonra zapt edildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeyilik hâline getirildi (1570-1571).

Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs Adası’nı almaları, Avrupa'da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa V. Pio, İspanya Kralı ve Venedik Dükü, Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imzâ ile de onayladılar (15 Mayıs 1571). Kutsal İttifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvânı'nda, bu târihlerde, bâzı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümâyun amiralliğinin, Preveze'den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda dîvan, Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak dîvandaki anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı Donanması’nın başına, bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzâde Ali Paşa getirildi. İstanbul'a gelen ikinci bir haber, Osmanlı sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokollu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa'ya verdi.

Osmanlı donanmasında bir Vezir, dört Paşa, 15 Beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa, Câfer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Sâlihpaşazâde Mehmed Bey gibi Osmanlı denizcileri de bulunuyordu.

Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı Donanması’nın başına, V. Karl'ın evlilik dışı oğlu, Hollanda genel vâlisi Don Juan de Austria (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlerinkinde Giovanni - Andrea Doria, Papalık Donanması’nda da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa'nın prens, asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı Donanması’nda görev almıştı.

Müezzinzâde Ali Paşa ile Pertev Paşa'nın yanlış tutumları, Osmanlı denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı Deryânın görüşü uygulandı.

Resim 2- Don Juan de Austria, Marcantonio Colonna, Sebastiano Venier

İki donanma, dünyâ târihinin en büyük deniz muhârebelerinden birine başladı. Osmanlı donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Osmanlı askeri öldü. Ölenler arasında, Müezzinzâde Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali Paşa'nın kumandasındaki Osmanlı donanmasının sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Osmanlı gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu başarısından sonra kaptanıderyâlığa getirildi ve "Kılıç Ali Paşa" diye anıldı.

Sokollu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa'ya, Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al" demiştir ki, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Muhârebesi’yle ilgili olarak "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı'da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar" diye cevap vermiştir.



(bkz. "GİRİT / Girit Seferi")

(Ayrıca bkz. "KUTSAL İTTİFAK / Girit Kuşatması Sırasında Hıristiyan Birliği Projesi")



Kaptanıderyâ Mezomorta Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması'nın 9 Şubat 1695'te Venedik Cumhuriyeti Donanması ile Koyun Adaları önünde yaptığı deniz muhârebesidir. 1684-99 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları içinde Osmanlı - Venedik Savaşı’nın bir evresidir.

Fotoğraf 9- Çeşme açıklarındaki Koyun Adası


Muhârebenin Nedenleri

1684 yılında yapılan II. Viyana Kuşatması’nın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Avrupa Devletleri Kutsal İttifak adı altında birleşerek Osmanlı Devleti'yle bir dizi savaşa giriştiler. Macaristan'ın Osmanlı Devleti'nin elinden çıkmasıyla sonuçlanan Osmanlı - Kutsal İttifak Savaşları sırasında cesâret kazanan Venedik Cumhuriyeti Malta, Floransa ve Papalık donanmalarının da yardımıyla 21 Eylül 1694 günü Ege Denizi'nde Osmanlı Devleti'ne âit Sakız Adası’nı işgal etti. Osmanlı Pâdişâhı II. Ahmet bu kayba çok önem vererek Mezomorta Hüseyin Paşa'yı adayı geri almakla görevlendirdi.

Resim 3- Koyun Adaları Deniz Muhârebesi'nin bir tasvîri


Muhârebenin Gelişmesi

Mezomorta Hüseyin Paşa'nın komutasındaki Osmanlı Donanması 9 Şubat 1695 günü Karaburun Yarımadası açıklarında Zeno'nun komutasındaki Venedik Donanması’yla karşılaştı. Osmanlı Zaferi ile sonuçlanan bu muhârebe sâyesinde Venedik Donanması’nın Ege Denizi üzerinde kurduğu baskı kaldırılmış ve Sakız Adası geri alınmıştır. 1694 yılında Sakız Adası’nın işgâli sırasında hastalığı ağırlaşmış olan Sultan II. Ahmet bu zaferi göremeyerek 6 Şubat 1695 günü ölmüştür.




(bkz. "OSMANLI - AVUSTURYA SAVAŞLARI / 1715-1718 Osmanlı - Avusturya - Venedik Savaşı")




(Ayrıca bkz. "VENEDİK")












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.