18 Ocak 2013

MEKTEP (SIBYAN MEKTEBİ, MAHALLE MEKTEBİ, TAŞ MEKTEP, MUALLİMHÂNE, KÜTTAB)







MEKTEP
(SIBYAN MEKTEBİ, MAHALLE MEKTEBİ, TAŞ MEKTEP, MUALLİMHÂNE, KÜTTAB)




amin alayı, gülbank, Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, Mihrişah Valide Sultan Mektebi, Yusuf Paşa Sıbyan Mektebi, Ayasofya Sıbyan Mektebi, Sultanahmet Külliyesi Sıbyan Mektebi, Zeynep Sultan Sıbyan Mektebi, Mimar Mehmed Tahir Ağa, Hacı Beşir Ağa Sıbyan Mektebi, Gedik Paşa Sıbyan Mektebi, Üsküplü Yahya Paşa Sıbyan Mektebi, Kapı Ağası Sıbyan Mektebi, Katip Sinan Sıbyan Mektebi, Silahdar Ahmed Ağa Sıbyan Mektebi, Atik Ali Sıbyan Mektebi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sıbyan Mektebi, Çorlulu Ali Paşa Sıbyan Mektebi, Sokullu Mehmet Paşa Sıbyan Mektebi, Üçler Sıbyan Mektebi, Sultan II. Bayezit Sıbyan Mektebi, Yusuf Ağa Sıbyan Mektebi, Kanuni Sultan Süleyman Sıbyan Mektebi, Ahi Çelebi Sıbyan Mektebi, Cerrah İshak Kazgani Sadi Sıbyan Mektebi, Tavşantaşı Sıbyan Mektebi, Recai Efendi Sıbyan Mektebi, Şehzadebaşı Külliyesi Sıbyan Mektebi, Kaptan İbrahim Paşa Sıbyan Mektebi, Şebsefa Kadın Sıbyan Mektebi, Koca Ragıp Paşa Sıbyan Mektebi, Amcazade Hüseyin Paşa Sıbyan Mektebi, Şah-ı Huban Hatun Sıbyan Mektebi, Zembilli Ali Efendi Sıbyan Mektebi, Sultan Selim Sıbyan Mektebi, Haseki Sıbyan Mektebi, Bayrampaşa Sıbyan Mektebi, Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi, Naz Perver Kalfa Sıbyan Mektebi, Pir Mehmet Çelebi Sıbyan Mektebi, İsmail Efendi Sıbyan Mektebi, Tercüman Yunus Sıbyan Mektebi, Bala Sıbyan Mektebi, Gazi Ahmed Paşa Sıbyan Mektebi, Ebubekir Ağa Sıbyan Mektebi, Saliha Sultan Sıbyan Mektebi, Ebussuud Efendi Sıbyan Mektebi, Hatice Sultan Sıbyan Mektebi, İdris-i Bitlisi (Ali Ağa) Sıbyan Mektebi, İskender Bey Sıbyan Mektebi, İslam Bey Sıbyan Mektebi, Lalizade Abdülbaki Efendi Sıbyan Mektebi, Ramazan Ağa Sıbyan Mektebi, Rami Mehmed Paşa Sıbyan Mektebi, Şah Sultan Sıbyan Mektebi, Abdülbaki Efendi Sıbyan Mektebi, Ali Ağa Sıbyan Mektebi, Atik Valide Sultan Sıbyan Mektebi, Ayşe Hatun Sıbyan Mektebi, Ayazma Sıbyan Mektebi, Aziz Mahmud Hüdayi Sıbyan Mektebi, Çinili Cami Sıbyan Mektebi, Fatma Hanım Sıbyan Mektebi, Gülfem Hatun Sıbyan Mektebi, Hacı Ahmed Paşa Sıbyan Mektebi, Kemeraltı Sıbyan Mektebi, Mihrimah Sultan Sıbyan Mektebi, Rum Mehmed Paşa Sıbyan Mektebi, Selimiye Sıbyan Mektebi










Osmanlılarda ilkokula verilen isimdir. Bu mektepler, 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuma-yazma, bâzı dînî bilgiler ve dört işlemden ibâret olan matematik derslerini verirdi.

İslam dünyâsının ilk asırlarında "küttab" adıyla tanınan bu okula, Müslüman-Türk devletlerinden Karahanlı ve Selçuklularda "sıbyan mektebi" deniyordu. Osmanlılarda aynı okula bu isimle birlikte “muallimhâne, mektebhâne, dârüssıbyan, dârüttâlim, mektep, taş mektep, mahalle mektebi ve mekteb-i ibtidâiye" gibi isimler veriliyordu. Osmanlılarda bu mektebin hocasına "muallim", yardımcısına da "kalfa" veya "halîfe" denilmekteydi.

Fotoğraf 148- Zevkî Kadın Sıbyan Mektebi (1755). 
III. Osman'ın üçüncü eşi Zevkî Kadın tarafından yaptırılmıştır. Yapı günümüzde Fındıklı'da Mîmar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mîmârî Restorasyon Programı binâsı olarak kullanılmaktadır.

Sıbyan okullarının müfredâtında zaman içinde değişiklik ve gelişmeler olmuştur. Bütün bu değişiklik ve gelişmeler, gerek Fâtih, gerek II. Bayezit, gerekse daha sonraki dönemlerde çokça olmuştur. Nitekim Sultan I. Mahmut'un annesi tarafından Galata'da yaptırılan mektebin vakfiyesinde "Fenn-i kitâbette mahâreti müsellem ve tâlim-i meşk-i hattâ alem bir kimesne hâce-i meşk olup" denilmektedir. Kezâ Sultan I. Abdülhamit'in vakfiyesinde de "bir hattat üstâd tâlim-i hattâ sâhib-i îtiyâd kim ise mekteb-i şerîfe müdâvemet eden sıbyana hâce-i meşk olup edâet ve sınaat-i hat ile edâ-yı hizmet eyleye" denilmektedir. Bütün bunlardan başka Sultan I. Mahmut'un 4 Aralık 1739 târihli vakfiyesinde buraya bir de hat hocası tâyin ettirdiği ve çocuklara güzel yazı öğretilmesini emrettiği anlaşılmaktadır.

Sultan II. Mahmut tarafından 1824'te çıkarılan "Tâlim-i Sıbyan Hakkında Ferman" da ise öncelikle zarûrat-i dîniyyenin öğretilmesi şart koşulmuş ve muallimlerden çocuklara Kur'an tâlimi, tecvit ve ilmihal okutması istenmiştir. Tanzîmât’ın îlânından bir müddet önce (1838'de) Umûr-ı Nâfia Meclisi'nde mektepler için hazırlanan bir lâyihada mektepler küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayrıldığından programları da ona göre tertip edilmişti.

Öğrencilerin, Sümerlerde sıralara, Yunanistan'da iskemlelere oturmalarına karşılık, İslam mekteplerinde hocanın etrâfında halkalar meydana getirip yere oturdukları görülmektedir. Mısır, Yahudi ve Japon mekteplerinde de öğrencilerin yere oturdukları bilinmektedir.

Osmanlılarda çocukların 4-5-6 yaşlarında okula başladıkları; Anadolu'da daha çok dört, İstanbul'da beş-altı yaşlarında mektebe gittikleri görülmektedir. Tanzîmat’tan önce çocukların bir sanata verilmeden önce mektebe gitmeleri, buna riâyet etmeyen ebeveynin cezâlandırılacağına dâir olan Sultan II. Mahmut'un fermânına göre böyle çocukları yanında çırak olarak bulunduran kimselerin de aynı cezâya çarptırılacağı dikkate alındığında, bu dönemden îtibâren ilköğretimin mecbûrî hâle getirildiği söylenebilir.

Sıbyan mekteplerinin tahsil süreleri hakkında kuruluşlarının başlangıcında kesin bir müddet söylemek mümkün değildir. Herhalde bu, öğrencinin zekâ, çalışkanlık ve okunması gereken kitapların bitirilmesi ile ilgilidir. Bununla berâber 1846 târihli bir tezkîreden, sıbyan mekteplerinin tahsil müddetinin 4 yıl olduğu anlaşılmaktadır. 1869 târihli Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi'nde de bu müddet muhâfaza edilmekte ve mektebe devam mecbûriyet yaşı erkekler için 7, kız çocukları için 6 olarak tespit edilmektedir.

Osmanlı toplumunda birçok müessesede olduğu gibi sıbyan mektepleri de hayır sâhipleri tarafından vakıf şeklinde kurulmaktaydı. Dolayısıyla Osmanlı ülkesinin her tarafında bu maksatla kurulmuş vakıfları görmek mümkündür. Bu bakımdan bu mekteplerin sayıları, günümüzün ilkokullarıyla kıyaslanamayacak kadar büyüktü. Evliyâ Çelebi kendi devrinde sâdece o günün İstanbul'unda 1933 sıbyan mektebi bulunduğunu kaydetmektedir. Sıbyan mektepleri, Osmanlı'nın klasik devrine âit birer müessese olmalarına rağmen isim ve müfredattaki değişiklikleri ile berâber Cumhuriyet dönemine kadar gelmişlerdir.



Osmanlı Devleti’nde 4-7 yaş arasındaki çocuklara “Elif-Ba” ve ahlak bilgilerinin öğretildiği ilk mektebe başlatılırken yapılan merâsimdir. Bu merâsimin bir kandil günü olmasına bilhassa dikkat edilirdi. Bu mümkün olmazsa, pazartesi veya perşembe günleri yapılırdı. Merâsime bir gün önceden evin temizliğiyle başlanırdı. Ayrıca âilenin mensupları Kapalıçarşı’ya giderek, okula başlayacak çocuğa ve mahalledeki fakirlerin çocuklarına gerekli eşyâları alırlardı. Bundan başka âile yâdigârı rahle de cilâya verilirdi.

Âmin alayı yapılacağı gün, sabah namazından sonra çocuğa yeni elbiseleri giydirilir, hazırlık tamamlanınca âilece Eyüp Sultan’a gidilir ve burada duâ edilirdi. Eve dönüldükten kısa bir süre sonra, okul çocukları ile ilâhîciler gelirdi. Her okulun ayrı bir ilâhîcisi vardı.

Semtte, âmin alayı bir seyir vesilesiydi. O gün sokaklarda bir bayram havası ve görülmedik bir kalabalık olurdu. Mektebe gidecek çocuk, evinin kapısında göründüğü anda ilâhîciler ilâhî okumaya başlarlar ve ilâhîlerin uygun yerlerinde alayda hazır bulunan âminciler de “âmin, âmin!” diye nakarat yaparlardı. İlâhî sona erince mahallenin hocası duâya başlar, çevrede bulunanlar büyük bir huşû içinde, çömelerek duâyı sessizce dinlerdi. Hocanın duâsı sona erince, ilâhîler okunmaya başlanır, âmin nidâları göğe yükselirdi. Bu sırada mahallenin bekçisi, çocuğu, hazırlanmış olan midilliye bindirir, yedeğine geçer, okulun kalfası ve müzâkerecisi de atın iki tarafına geçerek alay hareket ederdi.

Âmin alayı belirli teşrîfat kâidelerine bağlıydı. En önde giden, atlas yastık üzerindeki sırmalı kesesiyle Elif-Ba’yı taşırdı. Onun arkasından, başının üzerinde rahle ve çocuğun okulda oturacağı minderi götüren uzun boylu birisi giderdi. Bunu okula gidecek çocuk tâkip ederdi. Çocuğun arkasında okulun hocasıyla ilâhîciler, âminciler bulunurdu. Âmincilerin arkasında da ikişer ikişer el ele tutuşan mektep talebeleri gelirdi. Alayı çocuğun babası, dâvetliler, akrabalar ve yakın dostlar tamamlardı.

Yolda ilâhîciler okumaya devam eder, âminciler de münâsip yerlerde “âmin” derlerdi. Bu topluluk sonunda okul kapısına varır; çocuk hemen içeri girmez burada zamânın pâdişâhına duâ edilir ve gülbank okunurdu.



Gülbank


Bir toplulukça, hep bir ağızdan ezgili biçimde söylenen kalıplaşmış tekbirlere, duâlara verilen ad. Genelde Alevî-Bektâşî inancında Türkçe olarak yapılan ibâdetlerde kullanılan bir kelimedir.




Gülbankı müteâkip hoca tekrar duâ eder, nihâyet çocuğun bir elinden okul kalfası, diğer elinden de kapıcı tutar ve doğruca hocanın yanına çıkarlardı. Çocuk hocanın önüne geldiğinde elini öper, karşısında diz çökerdi. Bu arada, kalfa da Elif-Ba cüzünü rahleye açardı. Daha sonra hoca Besmele-i Şerif’i tâkiben Elif harfini gösterir ve ilk dersini verirdi.




Sıbyan Mekteplerinin İlk Dönemleri

Osmanlıların ilköğretim seviyesindeki okullarına genel olarak "sıbyan mektebi" veya "mahalle mektebi" denilmektedir. Sıbyan mekteplerine “mekteb” veya “küttab”, yoksul çocuklar için açılanlara da “küttâb-ı sebil” veya “mekteb-i sebil” de deniyordu. Bu okullar, Selçuklulardan ve öteki İslam ülkelerinden devralınmıştı. Bu okullara “dârüttâlim”, “mektebhâne”, “muallimhâne” veya “dârülilm” de deniyordu. Küttab veya mekteb, “yazı öğretilen yer” anlamına gelir, burada önceleri sâdece yazı öğretiliyordu. Ancak sonra temel İslâmî bilgiler de bu okullarda verilmeye başlanmıştır.

Sıbyan mektepleri, okuma-yazma, bâzı dînî bilgiler ve basit hesap işlemlerinin verildiği ilkokullardır. Hemen her mahallede bulunduğu için "mahalle mektebi" veya taş binâ olarak inşâ edildiği için "taş mektep" de denilen bu okullar örgün eğitimin ilk basamağını oluştururlardı. Okuma-yazmanın yanında ahlâkî terbiye verilmesi de amaçlanıyordu. Çocuğu şerden sakındırmak ve hayra sevk etmek, Osmanlı cemiyetinin eğitim felsefesiydi. Sıbyan mekteplerinde bugünkü gibi sınıf, ders saati ve teneffüs ayarlaması yoktu. Sabahtan ikindiye kadar ders verilir, yalnız öğle paydosu yapılabiliyordu

Önceleri sıbyan mektepleri için özel olarak yetiştirilmiş öğretmenler olmadığı gibi, “okul” denebilecek binâlar yoktu. Mescitleri kirletebilecekleri düşüncesi ile onlara mescitlerde yer verilmeyince bu okullar özel evlerde, mescit ve câmi kenarlarında vs. yer bulmuş, her mahallede ve hemen her köyde açılmışlardı. Bu okullar, bizzat devlet tarafından yaptırılmayıp pâdişahlar, sadrâzamlar, vezirler gibi devletin üst kademesinde yer alan kişiler, ilim sâhipleri ve halk arasındaki maddî gücü iyi olanlar tarafından yaptırılırdı. Genellikle okulu yaptıranlar, bu kurumun etkinliklerini yürütebilmesi için her türlü ihtiyâcını karşılayabilecek gelir kaynakları tahsis ederlerdi.

Okul yaptırıldıktan sonra okulun bakım ve onarım harcamaları ile personel ve öğrenci giderleri için yeterli gelir kaynakları vakfedilirdi. Böylece eğitim-öğretim için devlet hazînesinden para harcanmadan hizmetler sürdürülürdü.

Çocukların sıbyan mektebine başlama yaşı, 5-6 civârında idi. Bitirme ise 13-15 yaşları arasında, büluğ çağında olurdu. Başlama, özellikle Osmanlılarda "âmin alayı" denilen, çocukların ve öğretmenlerin katıldığı, ilâhîler okuyarak o yerleşim yerinde yürüyüş yapılan bir törenle olurdu. Okul genelde tek bir dershâne şeklinde olup farklı seviye ve yaşlarda çocukları barındırırdı. Bu ortamda dayak olayları da fazlaca olurdu.

Küttab veya mektep öğretmenlerine “muallim” deniliyordu. Muallimler genellikle o mahalle veya câminin imâmı da olurlar; imamların eşleri de kız öğrencilere öğretmenlik yapabilirdi. Muallimler genellikle fazla îtibar görmezlerdi. Küttab öğretmenleri çeşitli zamanlarda ve Kur’an’ın bitiminde, öğrencilerden ve ana babalarından hediyeler alırlardı.

Fâtih Sultan Mehmet’in yaptırdığı bir programa göre, Eyüp ve Ayasofya medreselerinde sıbyan mektebi öğretmeni olmak isteyen öğrenciler genel medrese programlarından ayrı bir program izleyecektir. Bu programda “tartışma kuralları” ve “öğretim yöntemi” vb. dersler bulunacak, “fıkıh” gibi medreselerin en temel ve zor derslerinden biri yer almayacaktır. Ancak Fâtih’in yaptırdığı bu program bir süre sonra kaldırılmış, yüzyıllarca geleneksel biçimde sıbyan mektebi öğretmeni sağlama düzeni sürüp gitmiştir. Geleneksel düzene göre sıbyan mektebi öğretmeni olarak aşağıda belirtilen kişilerden biri olmak yeterliydi.
  • Câmi imam ve müezzinleri,
  • Biraz okuryazar olan, orta yaşlı ve ağırbaşlı kişiler,
  • Ölen bir öğretmenin uygun nitelikleri taşıyan oğlu,
  • Bâzı hâfız ve okumuş kadınlar.
Tüm Müslüman toplumlarda, sıbyan mekteplerinin genellikle tek temel dersi, Kur’an’ın, anlamı açıklanmadan, yalnızca okunuşunun öğretilmesi idi. Osmanlı sıbyan mekteplerinde çocuklara ayrıca temel dînî bilgiler ve uygulamalar, ahlak bilgileri, ibâdet ve yetenekli çocuklara anne-babalarının isteği üzerine hâfızlık öğretilirdi. Öğrenciden üç yılda Kur’an’ı ezberlemesi istenirdi. Ama bu, çoğu zaman ezber olmaz, Kur’an'ın hatmi olurdu. Hatim yapan çocuk Kur’an’ı baştan sona bir kez yüzünden okur ve bâzı sayfalarını ezberlerdi. Programın içinde yazı da vardı. Yazı, şiir ve atasözleri üzerinde olurdu. Bu derslere ek olarak hikâyeler, aritmetik ve ibâdet şekilleri de öğretiliyordu. On yaşına kadar Kur’an'ı hatmeden çocuk, daha sonra kelime bilgisi, hitâbet, dilbilgisi, edebiyat, târih gibi ek konular üzerinde üç yıl daha çalışabilirdi.

Perşembe öğleden sonra ve Cuma günleri tâtil idi.

Okul programlarında bulunan yazı öğretimi çok başarısız oluyordu. 1862 yılından îtibâren İstanbul’daki 36 sıbyan okulunda yeni bir harf öğretme biçimi denenmeye başlandı. Devlet bu okullara parasız taş tahtalar, taş kalemler ve divitler dağıttı. Daha sonra aynı amaca yönelik numûne ibtidâileri kuruldu. Selânikli öğretmenlerden bir ekol ortaya çıkıp yeni bir yazı öğretme ve alfabe biçimi ortaya çıkarıldı. Çok sert tepkiler gören bu akım, ilköğretim ıslahâtını bir "Elifba" ıslahâtı hâline dönüştürdü. "Hakîkî”siyle, "Tecrübî"siyle binlerce Kolay Elifba yazıldı.

Sıbyan mekteplerinde ödüllendirme ile ilgili belgelere ilk zamanlarda rastlanmaz. Akyüz’ün araştırmasına göre, öğrencilerin ödüllendirilmeleri ile ilgili ilk yasal belge, Tanzîmat Dönemi’nde, muhtemelen Nisan 1847 târihli olarak sıbyan mektebi öğretmenlerine hitâben yayınlanan, bir tâlimattır. Bu tâlimat ile “falaka” dinde olmadığı için kaldırılmakta, öğrencilerin cezâlandırılma biçimleri yumuşatılmakta, ödüllendirme olarak da öğretmenin çocuğa övücü sözler söylemesi, onu yanı başında oturtması vs., gibi bir uygulama getirilmektedir.


Eğitimde Kurumlaşmaya Doğru İlk Adımlar

Türk ilköğretim sistemi XIX. yüzyılda büyük değişmelere uğradı. 1824’te II. Mahmut, yayınladığı bir fermanla ilköğretimi “mecbûrî” yapmış ve “her şeyden evvel dînî zarûretlerin öğretilmesi” sınırlarına sıkıştırmıştır. İlköğretimi zorunlu hâle getiren pâdişah fermânı, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile ilgili uğraşılar ile Rus ve Mısır savaşları gibi nedenlerden dolayı, İstanbul’da bile 1839’a kadar yeterince uygulanamamıştır. Taşa okullarına ise bu zorunluluğu götürecek ve denetleyecek bir makam bulunmamaktadır. 1850’lerden îtibâren devlet ilköğretim kademesini denetim altına almak için pek çok girişimlerde bulundu. Reform yanlılarına destek verdi. Buna rağmen ilköğretim kademesinin tam denetim altına alınması ancak Cumhuriyet Dönemi’nde mümkün olabildi.

1845 yılında eğitim işlerini görüşecek bir “Geçici Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maârif-i Muvakkat) oluşturulmuş, bu kurul, eğitim sistemini ilk, orta ve üniversite sisteminde basamaklandırmıştır. Kurul, ayrıca kalıcı bir “Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maârif-i Dâimî) kurulmasına da karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda 1846 yılında kalıcı bir “Genel Eğitim Kurulu” (Meclis-i Maârif-i Umûmiye) kurulmuştur. Kurul, ilköğretimin sıbyan derecesinde zorunluluğu, dayağın eğitim kurumlarından kaldırılması, ilkokulu bitirme sınavlarının konulması ve başaranların ortaokula (rüşdiye) alınması gibi önemli kararlar alan, devlet kurumları içinde doğrudan doğruya ve sürekli olarak eğitim işlerini düzenlemekle ilk kurul durumunda olmuştur. Bu doğrultuda görev yapacak olan “Okullar Genel Müdürlüğü” (Mekâtib-i Umûmiye Nezâreti) ise 8 Kasım 1846 târihinde kurulmuştur.

1856 yılında yayımlanan Islahat Fermânı, eğitim işlerinin daha derli toplu ve ciddî biçimde yürütülmesini kapsamakta ve “Bakanlar Kurulu” (Meclis-i Vükelâ) içinde bir de “Eğitim Bakanı” (Maârif Nâzırı) bulunması gerektiğini belirtmektedir. Bu karar doğrultusunda 17 Mart 1857 târihinde “Eğitim Bakanlığı” (Maârif-i Umûmiye Nezâreti) kurulmuş ve bakanlık düzeyinde ilk eğitim örgütü olmuştur. İlk Millî Eğitim Bakanı Abdurrahman Sâmî Paşa (1857-1861) ve ilk müsteşar da bilim adamı Hayrullah Efendi’dir. Bakanlık, kuruluşundan dört yıl sonra, 3 Mart 1861 târihinde bakanlığın görevleri ile ilgili bir yönerge (tâlimat) hazırlanmıştır. Bu yönergeye göre; bakanlığın görevleri özet olarak aşağıdaki gibi sıralanmıştır.

1.     Yüksekokul olan Harbiye, Tıbbiye ve Bahriye dışında kalan tüm okullar Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
2.     Eğitim kurumları, ilkokul (sıbyan mektebi), ortaokul (rüşdiye) ve yüksekokullara ayrılmıştır.
3.     İlkokul, Müslüman ve Müslüman olmayanlara göre ayrı ayrı olacak, öteki öğretim kurumları ortak olacak ve Türkçe eğitim yapacaktır.
4.     Bir ileri öğretime sınavla girilecektir.
5.     Öğretmenlik bir meslek olarak kabul edilecektir.
6.     Önceden kurulan Eğitim Kurulu yanında değişik amaçlı, sürekli ve geçici kurullar da kurulabilecektir.

Bu doğrultuda, 10 Şubat 1864 yılında, bakanın emri ile ilköğretim, orta ve yükseköğretim genel müdürlükleri (dâire) kurulmuştur. 1866 yılında da ders kitaplarını hazırlamak üzere “Yayımlar Dâiresi” (Telif ve Tercüme Dâiresi) kurulmuştur. Böylece aşama aşama hem genel müdürlükler oluşmaya, hem de yönetimsel ve akademik işler ayrışmaya başlamıştır.

Türk eğitim târihinde, eğitimi düzenleyen ilk kapsamlı metin Eğitim Bakanı Saffet Paşa’nın öncülüğünde hazırlanan 1 Eylül 1869 târihli Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesidir (Genel Eğitim Tüzüğü). Bu nizamnâme ile teftiş ve değerlendirmeye ilişkin esaslar, eğitim hakkı, eğitim yönetimi, okul kademelerinin belirlenmesi, eğitim ödenekleri, öğretmen yetiştirme ve yerleştirme, taşra örgütü ve sınav sistemleri gibi konular yer almaktadır.

Nizamnâme 169 madde içermekte olup, ilköğretimle ilgili olan maddeleri şunlardır:

Birinci madde: Osmanlı Devleti’nde bulunan okullar, birincisi gözetimi ve yönetimi devlete âit olan “Mekâtib-i Umûmiye” (Genel Okullar); ikincisi yalnız gözetimi devlete, têsisi ve yönetimi fertlere ve cemâatlere âit olan “Mekâtib-i Husûsiye” (Özel Okullar) olmak üzere ikiye ayrılır.

Üçüncü madde: Her mahalle ve köyde en az bir mektep, Müslüman-Hıristiyan karışık yerlerde her toplum için bir mektep bulunacaktır.

Dördüncü madde: Sıbyan mekteplerinin inşâ, tâmir ve öğretmen masrafları ilgili toplum tarafından karşılanacaktır.

Beşinci madde: Öğretmenler yapılacak nizamnâmeye göre seçilip atanacaktır.

Altıncı madde: Sıbyan mekteplerinin süresi 4 yıldır. 4 yıldan sonra, hâfızlığa çalışmak isteyen öğrenciler bir süre daha okulda kalabilirler. Hıristiyan sıbyan mekteplerinde kendi dinleri ve Osmanlı Târihi kendi dilleri ile okutulacaktır.

Dokuzuncu madde: Kızların 6-10, erkeklerin 7-11 yaşları arasında mektebe devamları zorunludur.

On birinci madde: Okula devam etmeyen çocuklar, öğretmen tarafından mahalle muhtarına haber verilerek anne veya babası ya da en yakın akrabası ihtiyar meclisine getirtilerek çocuğun okula gönderilmesi teklif ve ihtar olunur.

On ikinci madde: Çocuğunu okula göndermeyen anne-babaya ayda üç kez tebliğ yapılır, yine göndermez ise maddî durumuna göre 5 Kuruş’tan 100 Kuruş’a kadar para cezâsına çarptırılır, çocuk yine okula gönderilmez ise zorla okula getirilir.

On beşinci madde: Bir yerde iki sıbyan mektebi varsa, bunlardan biri kızlara, ötekisi erkeklere ayrılacaktır. Bir mektep olan yerlerde, kızlar için mektepler yapılıncaya kadar onlar erkek çocuklarla aynı mektebe gidecekler, fakat onlarla karışık oturmayacaklardır.

On yedinci madde: Ayrı kız sıbyan mekteplerinin hoca ve dikiş ustaları kadın olacak, fakat yeterli sayıda ehliyetli muallimler yetiştirilene kadar yaşlı ve iyi ahlaklı adamlardan muallim atanabilir.

Genel ve özel okullar ayrımı, her mahalle ve köyde bir okul açılması, öğretmen atamasında düzenleme yapılması, sıbyan mekteplerinin sürelerini belirlemesi, okula devam zorunluluğu getirmesi ve bunu tâkibe bağlaması, nizamnâmenin olumlu yönleri olarak kabul edilebilir. Ancak, bâzı maddeleri ise olumsuz yönler içermektedir: Sıbyan mekteplerinin inşâ, tâmir ve öğretmen masrafları ilgili toplum tarafından karşılanması, ilköğretimin paralı olacağını gösterir. Oysa günümüzde ilköğretimin parasız olması ilkesi benimsenmektedir. Müslüman-Hıristiyan karışık yerlerde her toplum için bir mektep açılması ve Hıristiyan sıbyan mekteplerinde kendi dinleri ve Osmanlı târihinin kendi dilleri ile okutulması, azınlıkların Osmanlı toplumu ile bütünleşmesini engellemiş ve bağımsızlık isteklerinin körüklenmesine olanak sağlamıştır. Kız ve erkek sıbyan okullarının ayrılması ve kız sıbyan mekteplerinin hoca ve dikiş ustalarının kadın olması, laiklik ve karma eğitim ilkesi ile uyuşmamaktadır.

Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi’nde sözü edilen ilköğretim zorunluluğu 1876 târihli Kânun-i Esâsî’de yer almış ve bu târihten îtibâren de Anayasalara da geçmiştir. Bu Anayasanın üç maddesi eğitimle ilgili olup günümüz dili ile aşağıdaki şekilde ifâdesini bulmuştur:

Madde 14- Osmanlı bireylerinin tümüne öğretimin ilk aşaması zorunlu olacak ve bunun ayrıntısı özel olarak düzenlenecektir.

Madde 15- Öğretim serbesttir. Özel yasasına uymak koşuluyla her Osmanlı genel ve özel öğretim yapmaya yetkilidir.

Madde 16- Bütün okullar devletin gözetimi altındadır. Osmanlı uyruğunun eğitimi birlik ve bütünlüğü hedefleyecek, ancak, değişik halkların inançlarıyla ilgili noktalara zarar verilmeyecektir.

II. Meşrûtiyet Dönemi’nde politik zorlamalar dolayısıyla devletin ilköğretim politikası etkinleşmeye başladı. Mâlî yardımlar, öğretmen meselesi, okul yapımlarına ve öğretim araç ve gereçlerine katılmalar şeklinde devlet ülkedeki ilköğretimi kontrol altına almaya çalıştı. Genel bir ilköğretim yasası çıkarma çalışmalarına girişildi. İlköğretim müfettişleri getirildi. İlköğretimin zorunlu ve parasız olma ilkeleri herkesçe kabul edilmeye başlanıldı.

1913’te Tedrîsât-ı İbtidâiye Kânun-ı Muvakkati (İlköğretim Geçici Yasası) çıkarılmış ve 1961 yılına dek bu geçici yasanın birçok maddesi yürürlükte kalmıştır.

Yasa, ilköğretimin zorunlu ve Mekâtib-i İbtidâiye-i Umûmiye’de parasız olduğunu hükme bağlamıştır. O zamâna kadar “İbtidâî” ve “Rüşdi” adlarıyla mevcut olan okullar birleştirilmiş ve Mekâtib-i İbtidâiye-i Umûmiye adını almıştır. İlköğretim bu şekilde 6 yıl olarak tespit edilmiş ve her biri 2 yıl süreli üç devreye ayrılmıştır.


İlköğretimde Yenilik Yapma İhtiyâcı

Tanzîmat Dönemi’nde, sıbyan mekteplerinde yönetimin başıboşluğunu, öğretimin süre ve niteliğini düzenleme yolunda çalışmalar yapıldı. 1847’de sıbyan mektepleri için yönetmelik yapıldı. Bu yönetmeliğe göre yedi yaşına basan çocukların sıbyan mektebine alınacağı; ana-babasının isteği ile dört ve daha yukarı yaşta olan çocukların da alınabileceği; çağ nüfûsunun okula devâmının zorunluluğu ve okul süresinin dört yıl olduğu; başarısız öğrenciler için bu sürenin üç yıl daha uzatılabileceği yer almaktadır.

XIX. yüzyılın son çeyreğinde ilköğretim kurumları çeşitlenmeye başlandı. "Sıbyan mektebi" terimi yenilikleri reddeden vakıf ilkokulları tarafından kullanılmaya başlandı. Bunun yanında "ibtidâî mektep"ler ortaya çıkmıştır. Bunlar, Eğitim Bakanlığı veya özel dernek ve kişiler tarafından kurulmuş ilkokullardı. Ayrıca yine bu dönemde köy ve kent ibtidâîleri de öğretim süresi bakımından ayrılmaya, dershâne ve öğretmen sayısı bakımından çeşitlenmeye başlamıştır.

II. Abdülhamit döneminden îtibâren Osmanlı ilkokullarında bir "usûl-ü cedîde" tartışması başladı. Yeni açılan okullara “mekâtib-i ibtidâiye” (ibtidâi mektepler) ve “usûl-i cedîde mektepleri” denildi. Bu okullar Maârif Nezâreti’ne bağlandı. Eğitim süreleri üç yıl, köy okullarının eğitim süreleri ise dört yıl olarak belirlendi. Evkaf Nezâreti’ne bağlı olan ve eski durumunu koruyanlara ise ya yine “sıbyan mektepleri” ya da “usûl-i atîka mektepleri” denmeye devam edildi. Maârif Nezâreti’nin ilköğretimdeki düzenlemeleri bu okulları hemen hiç etkilememiş, bunların öğretmenleri, eğitim ve öğretimdeki yeni gelişmelere ya kayıtsız kalmış ya da onları engellemeye çalışmıştır. Eski ve yeni usul ve öğretim metodu karşısında ilkokul öğretmenleri arasında fiili tecâvüzlere varan sert çekişmeler oldu. Yönetim yeni usul taraftarlarını tuttu. Eski usul taraftarları da vakıflara sığındılar. O zaman Rusya yönetimindeki Türk topraklarında yankılanan hattâ esas gelişimini, mücâdelesini orada sürdüren ilköğretimdeki bu usûl-ü cedîde, o zaman bize göre yeni, ama Avrupa’nın çoktan terk ettiği bir eski metot idi. Bu hareketin ana esasları şunlar idi:
  • İlkokul medreseden ayrılacaktı.
  • İlkokulların kendine özgü öğretmenleri olacak, mahalle imâmı ve karısının öğretiminden kurtarılacaktır.
  • Öğretmen sâdece “hediye” değil “aylık” alacaktı.
  • Okuma-yazma öğretiminde "heceleme" usûlü terk edilecek ve "usûl-ü saftiye" veya "meddiye" denilen yeni usul okuma getirilecekti. Bu usul, her harfi ayrı ayrı değerlendirerek harf üzerinden okuma öğretmek demekti.
Eskiden yalnız okuma öğretimine önem veriliyor, yazma hünerine pek önem verilmiyordu. Özellikle kızlara okuma-yazma öğretilmiyordu. Yeni usul, yazıya ve kızlara da yazı öğretilmesine önem verilmesini istiyordu. Ayrıca kız çocukları için ayrı ilkokullar açılması isteniyordu.

Öğretim bu programa göre yapılacak ve her yaşa göre ders kitapları yazılacaktı.

Sıbyan mekteplerinde reform yapmak çok zor oluyordu. Mâlî yönden bu okullar genellikle vakıflara âit olduğu için, kendiliğinden bir özerklik içinde bulunuyordu.

Muallimler ve çevresindeki bağnazlar da devletin buralarda yapacağı değişikliklere karşı çıkıyorlardı. Zamanla programında ve çalışmalarında değişiklikler yapılmakla berâber sıbyan mektepleri Cumhuriyet Dönemi’ne kadar varlığını sürdürmüştür.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulduğunda, Osmanlı Devleti’nden kalan medreseler ve sıbyan mektepleri gibi geleneksel okulların yanında Batılı tarzda açılmış rüşdiye, idâdî, sultânî gibi ortaöğretim ve ibtidâî ilköğretim kurumları ile azınlık ve yabacılara âit okullar da varlıklarını sürdürmektedir. Bu kurumlar millî bir amaç gütmekten çok, birbirine zıt görüşlü insanlar yetiştiriyordu. Ülkedeki öğretim dağınıklığını gidermek ve birliği sağlamak amacıyla 3 Mart 1924’te 430 Sayılı Tevhîd-i Tedrîsat Kânûnu çıkarılmıştır. Bu kânunla, ülkedeki tüm bilim ve öğretim kurumları Maârif Vekâleti’ne bağlanmış, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti ya da özel vakıflarca idâre edilen tüm medrese ve mektepler Maârif Vekâleti’ne bağlanmıştır. Böylece bütün eğitim ve öğretim kurumları Eğitim Bakanlığına bağlanarak öğretimin tek elden yürütülmesi sağlanmış, Türk eğitim târihinde en uzun süre yaşamış olan medreseler ve sıbyan mektepleri kapatılmış ve eğitimde laiklik ilkesine doğru önemli bir adım atılmıştır.



İstanbul Fâtih İlçesi, Sultanahmet Meydanı’nda, Dîvanyolu Caddesi üzerinde bulunan Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, kitâbesinden öğrenildiğine göre Sultan II. Mahmut tarafından 1819’da Osmanlı sarayı hareminden Cevri Kalfa’nın anısına yaptırılmıştır.

Buradaki kitâbenin târih manzûmesinin son mısraında “Merhûme Usta’nın rûhiyçün âb-ı zemzem 1235 (1819) yazılıdır.

Cevri Kalfa 1808 Yeniçeri İsyânı’nda, Topkapı Sarayı içerisinde merdiven başında durarak Şehzâde Mahmut’u (Sultan II. Mahmut) öldürmeye gelenlerin gözlerine kızgın kül serpmiş ve şehzâdenin kurtarılmasına yardımcı olmuştur. Sultan II. Mahmut pâdişah olduktan sonra Cevri Kalfa’yı hazînedarbaşı yapmış, ölümünden sonra da bu sıbyan mektebi ile yanındaki çeşmesini onun anısına yaptırmıştır.

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, İstanbul sıbyan mektepleri arasında en büyük ölçüdeki yapıdır. XIX. yüzyıl ampir üslubunda yapılan bu mektep iki kattan meydana gelmiştir. Geniş ön cephesi ve on odalı olarak yapılmasından ötürü de 1858 yılında Kız Sanat Mektebi olarak kullanılmış, Cumhuriyet’in îlânından sonra 1929-1930 yılları arasında Devlet Basımevi’nin Matbaacılık Okulu olmuştur. Adliye Sarayı’nın 1932’de yanmasından sonra da Adliye tarafından kullanılmıştır. 1945-1946’da 59.İlkokulu olarak hizmet vermiş ve 1955-1956 yıllarında da Cevri Kalfa İlkokulu olarak kullanılmıştır. Cevri Kalfa İlkokulu’nun Sultanahmet’te ayrı bir binâya taşınmasından sonra da 1985 yılında Türk Edebiyat Vakfı’na tahsis edilmiştir.

Fotoğraf 149- Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi’nin girişi yapının solunda olup, ortasında yer alan iki katlı yapının üzeri beş mermer konsol üzerine oturmuş bir çıkma şeklinde dışarıya taşmıştır. Bu bölümün üzeri kurşun kaplı ayna tonozla örtülmüştür. Tonozun üzerine de bir âlem yerleştirilmiştir. Bu yapının sağ tarafına kademeli yuvarlak kemerli bir çeşme eklenmiştir. Çeşmenin hemen yanı başında üç katlı, pencere araları yassı plasterlerle birbirlerinden ayrılmış ikinci bir yapı bulunmaktadır. Bu bölüm Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) döneminde buraya eklenmiştir.

Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi Osmanlı devri mîmârîsinde yapılmış olan örneklerin sonuncusudur.



Eyüp İlçesi, Bostan İskelesi Sokağı’nda Pertev Paşa Türbesi ile Mihrişah Vâlide Sultan Türbesi’nin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi günümüzde mezarlığın içerisinde kalmıştır. Sıbyan mektebi karşısındaki imâret, türbe ve sebil ile birlikte 1795 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebinin giriş kapısı Ferhat Paşa Hazîresi’nin arkasında olup, kemerli kapısı üzerinde kitâbesi bulunmamaktadır. Bu yapı içerisinde barınan bir âilenin 1970 yılında neden olduğu bir yangında yanmıştır. Günümüzde harap bir durumdadır.

Kare planlı, tek katlı olan sıbyan mektebi bir sıra kesme taş, bir sıra tuğladan yapılmış olup, üzeri ahşap çatı ile örtülü idi. Cephesinde dikdörtgen söveli demir parmaklıklı beş penceresi bulunmaktadır.

Sıbyan mektebi içerisinde bulunan kitaplığı Eyüp Hüsrev Paşa Kütüphânesi’ne, 1965 yılında da Süleymaniye Kütüphânesi’ne götürülmüştür.



İstanbul Fâtih İlçesi, Aksaray’da Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi’nin başında bulunan yapı 1714/15 yılında Sadrâzam Gürcü Ağa Yusuf Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Zemin katı iki yuvarlak tonoz kemer üzerinde üst katı taşımaktadır. Kirpi saçaklı ve tonozla örtülü olan sıbyan mektebinin önündeki caddeye dikdörtgen söveli iki, iki yanda da birer pencere ile açılmıştır.

Sıbyan mektebi uzun süre depo olarak kullanılmıştır.



Fâtih İlçesi’nde, Ayasofya Müzesi’nin avlusunda bulunan sıbyan mektebini Sultan I. Mahmut 1740 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebinin duvar işçiliği bir sıra taş, bir sıra tuğladan örülmüş olup, iki katlı, kare planlı bir yapıdır. Üst örtüsü kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan Mektebi’nin caddeye bakan zemin katına iki kemerli mekânın ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Günümüzde bu mekân Ayasofya Müzesi’nin kütüphânesi olarak işlev görmektedir. Bunun yanındaki dışa bir kapı ile açılan bölümün Bevvab (Kapıcı) Odası olduğu sanılmaktadır. Yan taraftaki bir merdivenle çıkılan üst kat iki bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan kare planlı üzeri kubbeli bölüm dershânedir. Bu mekân dışarıya üç cephesinde üçer tâne olmak üzere dikdörtgen söveli dokuz pencere ile açılmıştır. Giriş merdiveninin yanındaki, üzeri ayna tonozla örtülü küçük oda ise ders veren hocaya âittir.



Fâtih İlçesi Sultanahmet semtinde, Sultan I. Ahmet’in (1603-1617) 1609-1619 yıllarında yaptırmış olduğu yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından 1617 yılında tamamlanmıştır.

Sıbyan Mektebi câminin dış avlu duvarının köşesinde yer almaktadır. Küfeki taşından yapılmış olan mektebin zemin katında bir çeşme ile dükkânlar, üst katında da kare planlı dershâne bölümü bulunmaktadır. Dershânenin dışa kapalı olan kuzey duvarının ortasına iki yanında birer niş bulunan ocak yerleştirilmiştir. Yapı güneydoğu ve güneybatı cephelerinde üçü altta, üçü de yukarıda olmak üzere altı pencere ile aydınlatılmıştır.

Sultanahmet’te 1912 yılında çıkan yangın sırasında harap olmuş, daha sonra restore edilmiştir. Günümüzde içten tavan, dıştan da kurşun kaplı kırma bir çatı ile örtülüdür. Orijinal durumunda yangın geçirmesinden ötürü kubbeli olup olmadığı bilinmemektedir.



Fâtih İlçesi’nde, Alemdar Caddesi üzerinde, Gülhâne Parkı’nın karşısında Sultan III. Ahmet’in (1703-1730) kızı Zeynep Sultan tarafından Mîmar Mehmed Tâhir Ağa’ya 1769’da yaptırmış olduğu câmisinin yanında sıbyan mektebi de bulunmaktadır.



Mîmar Mehmed Tâhir Ağa


XVIII. yy. Osmanlı mîmarbaşısıdır. Doğum ve ölüm târihleri bilinmemektedir.

I. Mahmut devrinde daha 12 yaşındayken babası ile birlikte Rusya ve Avusturya seferlerine katıldı. Haziran 1760'ta Hacı Ahmed Ağa'nın vekîli olarak mîmarbaşılık görevinde bulunan Mehmed Tâhir Ağa, 1761 baharında bu göreve tâyin edildi. Mayıs 1768'de görevden ayrılan Mehmed Tâhir Ağa'nın yerine Abdi Ağa getirildi. Mart 1770'te ikinci kez mîmarbaşı olarak tâyin edilen Mehmed Tâhir Ağa, 1775'e kadar bu görevini sürdürdü ve bu târihte yerine Hâfız İbrâhim Ağa atandı. 1777'de üçüncü kez göreve getirilen Mehmed Tâhir Ağa bu sefer 5 Ağustos 1784'e kadar bu görevini devam ettirdi ve yerine tekrar Hâfız İbrâhim Ağa tâyin edildi. Görevden ayrıldıktan sonra Nisan 1788'de I. Abdülhamit devrinde Avusturya Seferi sırasında Fethülislam civârında bir köprünün nâzırlığını yürüttü, çevredeki diğer köprülerin de bakımı ve yeniden yapımı için gerekli çalışmalarda bulundu.

Özellikle III. Mustafa devrinde İstanbul'da başlatılan büyük îmar faaliyeti sırasında mîmarbaşı olarak önemli birçok yapıda hizmeti mevcuttur. Bu dönemde imparatorluğun diğer bölgelerinde, başta kaleler olmak üzere yoğun bir tâmir faâliyeti sürdürülmüştür. Bunların önemli bir kısmında da devrin mîmarbaşısı Mehmed Tâhir Ağa'nın gerekli planlamayı yaptığı anlaşılmaktadır.

-Eserleri

  • 1760 Ayazma Câmii
  • 1763 Laleli Külliyesi (Lâleli Câmii ve III. Mustafa Türbesi)
  • 1766 depreminde yıkılan Fâtih Câmii 1771’de Mîmar Mehmed Tâhir Ağa tarafındon son hâline getirilmiştir.
  • 1778 Beylerbeyi Câmii
  • 1769 Zeynep Sultan Câmii



Câminin batısında bulunan sıbyan mektebi, yanındaki medresenin bitişiğinde olup, önünde de XVIII.-XIX. yüzyıllara âit bir hazîre bulunmaktadır. Sıbyan mektebi 1970 yılında yanındaki medrese ile birlikte yanmış, 1983 yılında da İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından onarılmış, bu arada cadde üzerindeki avlu duvarının içerisine alınmıştır. Uzun süre harap bir hâlde bulunan bu yapının içerisinde 1988’den önce bâzı kişiler barınıyordu. Onarımdan sonra Zeynep Sultan İlkokulu’nun dershânesi olarak kullanılmıştır.

Sıbyan mektebi barok üslupta bir yapı olup, önünde üç sütunlu, yuvarlak kemerli bir revak bulunan kare planlı bir yapıdır. İki katlı olan yapının alt katında onarım sırasında kırık mezar taşları ve serpuşlar çıkarılmıştır. Bugün burası Türkiye Anıtlar Derneği’ne tahsis edilmiştir.

Sıbyan mektebi ile yanındaki medrese arasındaki avlunun yuvarlak kemerli kapısı üzerinde de bir âyet yazılı kitâbe bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin ikinci katı kare planlı olup, giriş dışında kalan duvarları yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür.



Fâtih İlçesi’nde, Alemdar Mahallesi’nde, İstanbul Vâliliğinin karşısında bulunan Hacı Beşir Ağa Külliyesi Sultan III. Ahmet (1703-1730) ve Sultan I. Mahmut (1730-1754) dönemlerinde dârüssaâde ağalığı yapmış olan Hacı Beşir Ağa tarafından 1744-1745 yıllarında yaptırılmıştır.

XIX. yüzyılın ilk yarısında onarılan bu külliyenin sıbyan mektebi câminin doğusunda yer almaktadır. Oldukça geniş ve yuvarlak kemerle avluya açılan bu yapı kare planlı olup, üzeri ayna tonozla örtülüdür. Güney ve doğuya doğru dörder pencere ile aydınlatılan dershâne içerisinde bir de ocağı bulunmaktadır. Önündeki giriş eyvanının ise dershâne olarak kullanıldığı sanılmaktadır.



Fâtih İlçesi’nde, Mîmar Hayrettin Mahallesi, Gedik Paşa Caddesi ile Câmi Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan Gedik Paşa Câmii ve Sıbyan Mektebi Dîvan Kâtibi Ali Efendi tarafından XVII. yüzyılda yaptırılmıştır.

Yanında bulunan Gedik Ahmet Paşa’nın hamamından ötürü de Gedik Paşa Câmii ve Sıbyan Mektebi olarak tanınmıştır. Câmi ve sıbyan mektebi 1724 Gedik Paşa Yangını’nda harap olmuş ve sonra Bedestânî Hacı Ali tarafından onarılmıştır.

Sıbyan Mektebi câminin karşısında kesme taştan, kare planlı ve iki katlı olarak yapılmıştır. Alt kısmında dükkânlar bulunmakta olup, üst kat bütünüyle mektep olarak kullanılmıştır. XIX. yüzyıl mîmârî üslubunu yansıtan bu yapının alt katı dükkân, üst katı da imam evi olarak kullanılmaktadır.



Fâtih İlçesi, Kadırga Karakolu karşısında bulunan bu sıbyan mektebini Üsküplü Yahya Paşa 1506/07 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı, kesme taştan yapılmış olup, günümüze çok harap durumda gelebilmiştir. Kare planlı yapının üzeri sekizgen kasnaklı, tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Sıbyan mektebinin kenarlarında altta dikdörtgen söveli, üstte de yuvarlak kemerli ikişer penceresi bulunmaktadır. Uzun süre basımevi olarak kullanılmış ve içerisi orijinal durumundan uzaklaşmıştır.



İstanbul Fâtih İlçesi (Eminönü semti), Kapı Ağası Câmii’nin yanında bulunan sıbyan mektebini Kapı Ağası Mahmud Ağa 1553 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı, kare planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Kesme taş dizilerinin arasına tuğla hatıllar yerleştirilmiştir. Üzeri çatı ile örtülü olan sıbyan mektebi harap bir durumdadır.



Fâtih İlçesi’nde, Gedik Paşa Akarçeşme Caddesi üzerinde bulunan bu yapının kitâbesi bulunmadığından yapım târihi kesinlik kazanamamıştır. İsmine dayanılarak Kâtip Sinan tarafından XVI. yüzyılda yaptırıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, alt katı yuvarlak kemer ve tonozlar üzerine oturan ikinci katı taşımaktadır. Günümüze gelen üst kat sonradan yenilenmiş olduğundan orijinal şekli hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin içerisi alt katında dikdörtgen söveli ikişer, üst katta da yuvarlak kemerli dörder penceresi ile aydınlatılmıştır.



Fâtih İlçesi’nde, Gedik Paşa’dan Kadırga’ya inen Akarçeşme Caddesi üzerinde bulunan bu yapıyı Sultan Mustafa’nın silahdârı Mehmed Ağa 1671 yılında yaptırmıştır.

Yapı kesme taş ve tuğla hatıllı olarak dikdörtgen planlıdır. Arâzi konumundan ötürü katlar önündeki eğimli yola uydurulmuştur. Sıbyan mektebinin uzun kenarlarında, alt sırada dikdörtgen söveli dörder, üst sırada da yuvarlak kemerli dörder pencereye yer verilmiştir. Kısa kenarlarında da aynı şekilde ikişer pencere dizisi bulunmaktadır. Üzeri ahşap çatı ile örtülü olan sıbyan mektebine yanındaki bahçeden basit bir kapı ile girilmektedir.



Fâtih İlçesi, Dîvanyolu Caddesi üzerinde Atîk Ali Paşa Câmii’nin avlusunda bulunan bu yapıyı Hadım Ali Paşa 1509 yılında Atîk Ali Paşa Külliyesi’nin bir bölümü olarak yaptırmıştır.

Atîk Ali Paşa “Hadım, Tavaşi, Şehit, Eski” unvanları ile tanınmış, iki kez sadrâzam olmuş ve 1511 yılında Şah Kulu İsyânı sırasında şehit edilmiştir. Ali Paşa’nın İstanbul, Edirne ve Mora’da çeşitli vakıfları bulunmaktadır.

Atîk Ali Paşa Sıbyan Mektebi dikdörtgen planlı olup, aralarındaki bir sıra tuğla dizisinden meydana gelmiştir. Yapının Dîvanyolu Caddesi’ne bakan cephesine iki dükkân yerleştirilmiştir. Avlu içerisinden girilen sıbyan mektebinin üst katına bir merdivenle çıkılmaktadır. İkinci kat iki bölüm hâlinde olup, üzeri tonozlu bir kubbe ile örtülmüştür. Ancak, İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından bir süre lojman olarak kullanılmış ve içerisinin planı değiştirilmiştir. Günümüzde iyi bir durumdadır.



Fâtih İlçesi’nde, Çarşıkapı’da Dîvanyolu Caddesi üzerinde bulunan külliye, Sultan IV. Mehmet dönemi (1648-1687) kaptanıderyâ ve sadrâzamı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1683-1690 yıllarında yaptırılmıştır. Külliyenin dershânesi üzerindeki kitâbeden öğrenildiğine göre, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın oğlu Ali Bey tarafından Mîmar Hamdi’ye yarıda kalan külliyeyi yaptırmıştır.

Sıyan mektebi yapı topluluğunun medresesinin güneyinde bulunmaktadır. Kesme köfeki taşı ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yaptırılmıştır. İki sıra tuğla dizisi ve bir sıra kesme köfeki taşından oluşan bir duvar işçiliği vardır. Üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Sıbyan mektebinin güneydeki girişi önünde küçük bir avlusu vardır. Buradaki eğik durumdaki avlu duvarı üzerinde basık kemerli küçük bir kapı ile içeriye girilmektedir. Ayrıca sıbyan mektebinin avlu duvarı köşesi ile yapı topluluğunun avlu duvarı arasında tuğladan yuvarlak kemerli bir bağlantı yapılmıştır.

Sıbyan mektebinin güney ve doğu yönünde çift sıra pencerelere yer verilmiştir. Medrese avlusuna bakan batı cephesinde üç sıra kemerli pencere vardır. Alt sıra pencereler dikdörtgen söveli olup, üzerlerine tuğladan yuvarlak kemerler yerleştirilmiştir. Üst sıra pencereler yuvarlak kemerli ve alçı şebekelidir. Batı ve kuzey duvarlarında üçer dolap nişi bulunmaktadır. Yapının zemini altıgen tuğlalıdır. Son yıllarda medrese avlusuna bakan batı cephesinin ortasına da bir kapı açılmış olup orijinalinden uzaklaşmıştır.

İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından restore edilen sıbyan mektebi özel kişilere kirâya verilmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Dîvanyolu Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebi Sultan II. Mustafa (1695-1703) ve Sultan III. Ahmet (1703-1730) döneminde sadrâzamlık yapmış olan Çorlulu Ali Paşa tarafından 1707-1709 yılında yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan kare planlı olan sıbyan mektebinin üzeri tonozla örtülüdür. Her kenarda alt ve üstte dikdörtgen söveli ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından restore edilmiş olup, günümüzde iyi durumdadır.



Fâtih İlçesi’nde, Sultanahmet’ten Kadırga’ya inen yol üzerinde, Şehit Mehmet Paşa Yokuşu’nda, Su Terâzisi Sokağı’nda bulunan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’nin bir bölümü olan sıbyan mektebi, külliye ile birlikte 1561 yılında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Bu yapı aynı zamanda dershâne olarak da kullanılmıştır.

Sıbyan mektebinin ilginç bir konumu olup, külliyenin yuvarlak kemerli avlu girişi üzerindedir. Sıbyan mektebine giriş avludan birkaç basamakladır. Kare planlı olan yapının üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Ön ve arka yüzlerinde, altta dikdörtgen söveli, üzerinde de yuvarlak kemerli alçı şebekeli ikişer penceresi bulunmaktadır.



Fâtih İlçesi’nde, Sultanahmet Meydanı’nda İbrâhim Paşa Sarayı’nın yanında bulunan bu yapıyı Defterdar Sâdık Efendi yaptırmıştır. Kitâbesi bulunmadığından yapım târihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kesme taş ve tuğladan yapılan bu yapı, harap bir durumda olup, mîmârî özelliğini yitirmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Beyazıt Meydanı’nda Sultan II. Bayezit’in (1481-1512) Şeyh Hamdullah tarafından yazılmış Arapça kitâbesinden öğrenildiğine göre,1500-1505 yıllarında yaptırmış olduğu Bayezit Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi, câminin kıble tarafında, hazîrenin de yanında bulunmaktadır.

Sultan II. Bayezit’in düzenlediği vakfiyesinde “yetim ve fakir çocuklara” şartı konulmuştur. Sıbyan mektebi 22 Temmuz 1507’de faaliyete geçmiştir. Zamanla harap bir durumda olan bu yapı İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmış ve burada Hakkı Tarık Us Kütüphânesi açılmıştır.

Sıbyan mektebinin önünde dört sütunlu ve iki yan duvara dayalı bir sundurması bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğla hatıllı olarak üzerleri kubbeli birbirine bitişik iki kare mekândan meydana gelmiştir. Bu mekânlardan sol taraftaki geniş bir eyvanla da dışarı açılmaktadır. Buradan ikinci kubbeli mekâna geçilmektedir. Asıl mektep görevini üstlenen bu mekânda bir ocak bulunmaktadır. Eyvanlı kanat Orta Asya Türk mîmârîsi örneklerini yansıtmaktadır. Yapı günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Cağaloğlu Yokuşu’nun başında, İstanbul Vâliliği ile İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü’nün karşısında bulunan bu yapıyı Tersâne Emîni Yusuf Efendi yaptırmıştır. Günümüze gelemeyen ancak kaynaklardan öğrenildiğine göre burada bulunan bu yapı dârüssıbyan olarak 1771-1773 yıllarında Hassa Başmîmârı Mehmed Tâhir Ağa tarafından yaptırılmıştır.

İki katlı, fevkânî bir yapı olan sıbyan mektebinin alt katında muvakkithânesi bulunuyordu. Cağaloğlu Yokuşu’na bakan köşesindeki küçük hazîrede bulunan Hacı Yusuf Efendi ve âilesine âit mezarlar 1956 yılında yapılan onarım sırasında ortadan kaldırılmıştır.

Sıbyan mektebinin ikinci katı dışarıya taşkındır. İlk yapılışında taş dizileri ile desteklenen bu bölümün 1956 yılında yapılan onarım sırasında konsollarının arası doldurulmuştur. Yapı, batı ve güney cephelerinde dörder tâne olmak üzere düz söveli pencerelerle aydınlatılmıştır. Bunların üzerinde sivri boşaltma kemerlerine yer verilmiştir. Sıbyan mektebine Ankara Caddesi yönündeki cepheden küçük bir kapı ile girilmektedir. Küçük bir giriş bölümünden sonra merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Burası kare planlı olup, oldukça sâde görünümdedir. Kuzey yönündeki iki adet büyük kemer eskiden var olan hazîreye açılmaktadır. Üzeri kirpi saçaklı çift meyilli bir çatı ile örtülmüştür.

Bu yapı günümüzde Millî Eğitim Bakanlığının kitap satış bürosu olarak kullanılmaktadır.



Fâtih İlçesi’nde, Süleymaniye’de Kânûnî Sultan Süleyman’ın (1520-1566) Mîmar Sinan’a 1553-1557 yıllarında yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebinin vakfiyesinde şunlar yazılıdır:

“Sıbyan-ı fukarâ ve fukarâ-i sıbyana ikra-i Kur’an-ı mescid ve tâlim-i Furkan-ı Hâmid maslehati içün bir mekteb-i azîm-i dikleş ve darü’t-tâlim-i Vildan-ı mukîm-i cennetveş.”

Bu vakfiyeden öğrenildiğine göre de her gün imâretten iki kez yemek verildiği gibi, yetimlere de yılda iki kez elbise verilmektedir. Ayrıca sıbyan mektebinde ders veren muallim (öğretmen) için “mücevvit ve mürettil-i gayri musamih (tecvit bilen, Kur’ân’ı okuyan) vücuhu kıraate ârif ve rüsun-i rivâyete vakıf olacaktır” yazılıdır. Bu arada vakfiyede öğrenci sayısının en az 30 kişi olacağı da belirtilmiştir.

Sıbyan mektebi Süleymaniye Külliyesi’nin Evvel Medresesi’nin güneydoğusunda, bugünkü Tiryâkîler Çarşısı’nda olup, kesme köfeki taşından 5,87x8,86 m. ölçüsünde, dikdörtgen planlıdır. Üzeri tonoz ve kubbe ile örtülmüştür. Ön kısmında üzeri saçaklı bir bölüme yer verilmiştir. Merdivenle çıkılan dershâne bölümü içerisine dolap ve ocaklar yerleştirilmiştir. Sıbyan mektebinin zemin katında üzeri tonozlu bir mekân daha bulunmaktadır. Sıbyan mektebinin cephesinde alt katta dikdörtgen söveli dörder, üst katta da şebekeli yuvarlak kemerli iki penceresi bulunmaktadır.



Fâtih İlçesi’nde, Eminönü-Unkapanı arasındaki caddenin deniz tarafında, Eski Yemiş İskelesi’nin yanında, Zindan Hanı’nın batısında, Yoğurtçu Sokağı ile Değirmen Sokağı’nın köşesindeki Ahî Çelebi Câmii’ne bitişik olan bu yapıyı Fâtih Sultan Mehmet dönemi hizmetkârlarından Ahî Çelebi XVI. yüzyılda yaptırmıştır.

Ahî Çelebi, “Mehmet bin Tabib Kemal Ahî Can Tebrizî” olarak tanınmıştır. Fâtih Sultan Mehmet, Sultan II. Bayezit, Yavuz Sultan Selim ve Kânûnî Sultan Süleyman devirlerinde yaşamıştır. Candaroğullarının hizmetinde bulunurken İstanbul’a gelmiş, Mahmutpaşa semtinde tabiplik yapmıştır. Daha sonra Fâtih Dârüşşifâsı’nda hekimbaşılık yapmıştır. Hac dönüşü 90 yaşından fazla iken 1524’te Mısır’da ölmüş ve İmam Şâfi Türbesi’ne gömülmüştür. Kendisinin böbrek ve mesâne taşları üzerine kitapları bulunmaktadır.

Sıbyan mektebi XVI. yüzyılda yapılmış olmasına rağmen XIX. yüzyıl özelliklerini yansıtmaktadır. Bu da daha sonraki yıllarda yenilenmiş olduğunu göstermektedir. İki katlı, kesme taştan yapılan sıbyan mektebinin alt katında dükkânlar bulunmaktadır. Üst katı çatı ile örtülü olup, caddeye yuvarlak kemerli ince uzun üçer pencere ile açılmıştır.



Fâtih İlçesi’nde, Kumkapı semtinde bulunan bu sıbyan mektebini XV. yüzyılda Cerrahbaşı İshak Çelebi yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan tek katlı bir yapı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Kısa kenarındaki bahçe içerisinden bir hol ve dershâneden meydana gelen ana yapıya girilmektedir. Mektebin yanına bir de çeşme eklenmiştir. Günümüzde harap bir durumdadır.



Fâtih İlçesi’nde, Kantarcılar semti, Sabunhâne Sokağı’ndaki Kepenekçi Sinan Câmii’nin yakınında bulunmaktadır. Abdullah Paşa’nın yaptırmış olduğu sıbyan mektebinin yapım târihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVIII. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

İki katlı sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan yapılmış, duvar örgüsünde bir sıra kesme taş, bir sıra tuğla kullanılmıştır. İkinci kat diş kesimi silmeleri ile dışarıya taşırılmıştır. Kare planlı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür.

Uzun süre marangoz atölyesi olarak kullanılan bu yapı bir giriş holü ve bir de dershâneden meydana gelmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Molla Hüsrev Mahallesi, Kovacılar Caddesi’nde bulunan bu sıbyan mektebini Sultan III. Mustafa (1757-1774) dönemi reisülküttablarından Recâi Mehmed Efendi 1775 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, kesme taş ve tuğladan rokoko üslubunda yapılmıştır. Zemin katı mermerle kaplanmış olup, bu cepheye giriş kapısı çeşmeler ve sebil yerleştirilmiştir. Ayrıca birinci katta mermer söveli pencereleri olan dershâneye yer verilmiştir. Giriş kapısından sonra karşılaşılan koridorun sağında tonozlu bir sebil odası ve bunun içerisinde de bir çeşme vardır.

Yapının üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüş, Kovacılar Caddesi’ne bakan cephesine de dikdörtgen mermer söveli dört pencere yerleştirilmiştir. Bu pencereler üzerinde tuğladan boşaltma kemerlerine yer verilmiştir. Giriş kapısı üzerinde ve sebildeki yazılar devrin ünlü hattatı Yesârî Mahmud Efendi’ye âittir.

Üst kat yalnızca dershâneye ayrılmıştır. Sıbyan mektebinin cephe düzeni zemin kattaki sebile göre uyarlanmıştır. Sıbyan mektebi ve sebil uzun süre îmâlathâne ve depo olarak kullanılmış, 1970 yılında restore edilmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Şehzâdebaşı’nda Kânûnî Sultan Süleyman’ın (1520-1566) oğlu Şehzâde Mehmet anısına yaptırmış olduğu külliyenin yapımına 1543 yılında başlanmış ve 1548 yılında tamamlanmıştır. Külliyenin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi câminin dış avlusunun güneyinde, imâretin yanında yer almaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan, kare planlı olup, üzerini 7,50 m. çapında bir kubbe örtmektedir. Önündeki ahşap saçaklı, revaklı bir girişten dershâne kısmına girilmektedir. Dershâne içerisinde bir de ocak bulunmaktadır. Uzun süre İstanbul Üniversitesi matbaası olarak kullanılan bu yapının içerisinde birtakım değişiklikler yapılmıştır. Giriş revakı günümüze gelememiş, giriş kapısı kapatılmış ve güney cephesinin pencere düzeni değiştirilmiştir.



Fâtih İlçesi Beyazıt semtinde İstanbul Üniversitesi’nin Süleymaniye girişinin karşısında bulunan sıbyan mektebini Kaptan İbrâhim Paşa 1525 yılında câmi, sebil, imâret ve hamamla birlikte yaptırmıştır.

Kesme taş ve tuğladan kare planlı olarak yapılan sıbyan mektebi iki katlı idi. Günümüzde üst katı yıkılmış ve yalnızca alt katı kalmış, orijinalliği de büyük ölçüde değişime uğramıştır.



Fâtih İlçesi’nde, Atatürk Bulvarı’nda Hacı Kadın Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebi câmi ile birlikte Sultan I. Abdülhamit’in (1774-1789) altıncı kadını Fatma Şebsefâ Hâtun tarafından 1787 yılında yaptırılmıştır.

Şebsefâ Hâtun Câmii ve Sıbyan Mektebi ilk yapılışında yüksek bir set üzerinde bulunuyordu. Ancak, sonradan yapılan çevre düzenlemeleri sonucunda cadde kotunun altında kalmış ve orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Câminin avlusunda bulunan sıbyan mektebi 1805 târihli vakfiyesine göre kız ve erkek çocukların ders gördüğü bir okuldu. Uzun yıllar boş kalmış olan binâ günümüzde Şebsefâ Hâtun Câmii Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nce kullanılmaktadır.

Günümüzde cadde seviyesinin altında kalmış olan sıbyan mektebinin zemin katında dükkânlar bulunuyordu. Kesme taş ve iki sıra tuğla örgülü yapı tek katlı, dikdörtgen planlıdır. Taş kemerli bir kapı ile içerisine girilen girişin solunda dershâne bulunmaktadır. Tonoz örtülü dershâne üç cepheye açılmış pencerelerle aydınlatılmıştır. Cephenin sağına tuğladan bir kuş evi yerleştirilmiştir.



Fâtih İlçesi’nde, Ordu Caddesi’nde bulunan Koca Râgıp Paşa Külliyesi kütüphâne, sebil, çeşme, türbe, dükkânlar, hazîre ve sıbyan mektebinden meydana gelmiştir. Bu yapı topluluğu Koca Râgıp Mehmet Paşa (1699-1763) tarafından 1762 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olup, üzeri biri büyük olmak üzere sekiz tonozla örtülmüştür. Cephe görünümünde tuğla ve taş örgüler birer sıra olmak üzere almaşık düzende işlenmiştir. Külliyenin avlusundan merdivenle çıkılan sıbyan mektebi Râgıp Paşa Kütüphânesi kapanıncaya kadar okuma salonu olarak kullanılmıştır. Dış cephe görünümünde ortadaki mermer söveli, yuvarlak kemerli giriş kapısının üzerine kitâbe yerleştirilmiştir. İki yanında yuvarlak kemerli ikişer dükkân bulunmaktadır. Cephe görünümünde, ikinci katta altı adet dikdörtgen söveli penceresi olup, tuğladan yuvarlak boşaltma kemerleri bunların üzerine yerleştirilmiştir. Bu pencerelerin belirli bir sistemde yerleştirilmemesi yapımından sonraki dönemlerde yenilendiğini göstermektedir.



Fâtih İlçesi, Saraçhânebaşı’nda, Mîmar Ayas Mahallesi’nde Sultan II. Mustafa (1695-1703) devri sadrâzamı Amcazâde Hüseyin Paşa’nın 1697-1702 yılları arasında yaptırmış olduğu dershâne-mescit, kütüphâne, on altı medrese hücresi, sebilden meydana gelen külliyesinin bir bölümünü de sıbyan mektebi oluşturmaktadır.

Sıbyan mektebi tuğla hatıllı kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Cadde üzerindeki dört dükkân üzerine fevkânî olarak yapılmıştır. Külliyenin diğer yapıları ile bağlantısı bulunmayan sıbyan mektebinin avluya bakan kısmı yekpâre köfeki taşındandır. Orijinal yapımı ile günümüze gelemeyen sıbyan mektebi 1896 depreminde yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Sıbyan mektebine cephedeki dükkânların ortasında bulunan yarım dâire kemerli bir kapıdan, üzeri basık tonozlu bir dehlize girilmektedir. Buradaki iç avludan 18 basamaklı bir merdiven ile teras şeklindeki bir sahanlığa çıkılmaktadır. Amcazâde Hüseyin Paşa Külliyesi’nin diğer yapılarına bakan bu sahanlıktan yuvarlak kemerli bir kapı ile sıbyan mektebinin birinci bölümüne geçilmektedir. Son onarım sırasında tamâmen yenilenen bu bölümün bir köşesinde dikkati çeken başlangıç kemerlerine dayanılarak üzerinin kubbe ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölüm ikisi sahanlığa, ikisi de önündeki sokağa açılan dört pencere ile aydınlatılmıştır. Buradan bir bölme duvarındaki kapıdan diğer bölüme geçilmektedir. Öğrencilerin ders gördükleri bu bölüm 6,50x6,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnağa oturtulmuş kenarları silmeli pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Bu bölüm sokağa üç, sahanlığa da dikdörtgen söveli bir pencere ile açılmaktadır. İçerisine dıştan sekiz kenarlı bacası bulunan bir de ocak yerleştirilmiştir.

Sıbyan mektebi depremde zarar görerek yenilendiğinden orijinal bezemesinin olup olmadığı bilinmemektedir. Yalnızca iki odayı birbirinden ayıran bölme duvarı üzerinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında stilize edilmiş “Muhammed” yazısı bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin avluya bakan yan duvarı üzerine, burayı hareketlendirmek için iki kuş köşkü yerleştirilmiştir. Mektebin zemin katındaki dört dükkân, Amcazâde Hüseyin Paşa Vakfiyesi’nde, “dört kıta kâgir dükkân” olarak belirtilmiştir. Bu dükkânların her birinin altında kendilerine özgü mahzenleri bulunduğu belirtilmişse de bunlar günümüzde kullanılmamaktadır. Büyük olasılıkla bunlar sıbyan mektebinin yenilenmesi sırasında kapatılmıştır.



Fâtih İlçesi, Vatan Caddesi yakınında, Oğuzhan Caddesi ile Gurebâ Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan sıbyan mektebi, yanındaki türbe ile birlikte Sultan III. Murat’ın (1574-1595) eşlerinden Şah-ı Huban Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Mîmar Sinan’ın eseridir. Kitâbesi bulunmadığından yapı üslubundan 1575-1580 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan, dikdörtgen planlı ve tek katlıdır. Yan yana iki odadan meydana gelen yapının her bölümünün üzeri pandantifli birer kubbe ile örtülüdür. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin avluya yönelik güney cephesi dışında kalan bütün duvarlarına simetrik pencereler yerleştirilmiştir. Bu pencereler klasik üslupta, dikdörtgen söveli olup, üzerlerine sivri boşaltma kemerleri yerleştirilmiştir. Giriş kısmında iki ahşap direğin taşıdığı düz, ahşap çatılı bir revak bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin güneybatısında Şah-ı Huban Hâtun’un türbesi bulunmaktadır.



Fâtih İlçesi, Zeyrek İtfâiye Caddesi ile İbâdethâne Sokağı’nın kesiştiği yerde bulunan Zembilli Ali Efendi Sıbyan Mektebi XVI. yüzyılda Zembilli Ali Efendi tarafından yaptırılmıştır.

İstanbul’un fethinden sonra sekizinci şeyhülislam olan Zembilli Ali Efendi’nin mezarı da mektebin hazîresi içerisindedir. Lahdinin yanındaki kitâbeden de 1525 yılında da öldüğü anlaşılmaktadır.

Sıbyan mektebi kesme taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Son onarım sırasında kubbe kurşun taklidi beton ile kapatılmıştır. Kasnak ana duvarlardan içeriye doğru çekilmiş ve böylece yapı kademeli bir görünüm almıştır. Saçak seviyesi de kalın taş silmelerle çepeçevre kuşatılmıştır. Ana yapıyı örten kubbe pandantifli olup, kasnağın içerisine dört ayrı yöne açılan yuvarlak pencereler yerleştirilmiştir. Yapının duvarları sivri boşaltma kemerli dikdörtgen sövelidir. Bunun üzerindeki ikinci kat pencereleri alçı şebekelidir. Sıbyan mektebinin giriş kapısı basık kemerli ve mermer sövelidir. Giriş kapısı üzerine içerisi boş bir kitâbe panosu yerleştirilmiştir. İç mekânda giriş kapısının karşısına bir ocak yerleştirilmiş, duvarlara da derin nişler hâlinde kitap rafları yapılmıştır.

Sıbyan mektebi üç yönden avlu duvarlarının içerisine alınmıştır. Avlunun sağ tarafında Zembilli Ali Efendi’nin mezarının da bulunduğu hazîresi vardır.



Fâtih İlçesi, Çarşamba’da Yavuz Sultan Selim Câmii’nin girişinde bulunan bu sıbyan mektebini Yavuz Sultan Selim adına oğlu Kânûnî Sultan Süleyman 1522 yılında yaptırmıştır.

Sultan Selim külliyesinin avlu girişinde bulunan, kesme taş ve tuğladan yapılmış olan sıbyan mektebinin duvarlarında bir sıra taş, bir sıra tuğla kullanılmıştır. Kare planlı yapının üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Giriş kısmında üç baklava başlıklı sütunun taşıdığı ahşap bir sundurma bulunmaktadır. Sıbyan mektebi altlı üstlü iki sıra pencere ile aydınlatılmıştır. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen söveli olup, üst sıradakiler yuvarlak kemerli ve alçı şebekelidir. Giriş kapısının bulunduğu duvarda sundurmadan ötürü üst sıra pencerelere yer verilmemiştir.

Sıbyan mektebi 1918 yılında yangından zarar görmüş, 1960’lı yıllarda restore edilmiştir.



Fâtih İlçesi, Haseki semtinde bulunan bu sıbyan mektebi Haseki Hürrem Sultan tarafından 1538-1551 yıllarında yaptırılmış olan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yapı külliyenin mîmârı Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olan yapının üzeri sonraki dönemlerde kubbeden çatıya dönüştürülmüştür. Avlu içerisindeki sıbyan mektebinin duvarlarına altlı üstlü dörder pencere açılmıştır.



Fâtih İlçesi, Haseki’de Cerrahpaşa ile Keçi Hâtun mahalleleri arasında, Haseki Külliyesi’nin yanında yer alan bu sıbyan mektebi yapı topluluğu ile birlikte Vezîriâzam Bayram Paşa tarafından 1634-1635 yıllarında yaptırılmıştır. Yapı topluluğunun mîmârı Kâsım Ağa’dır.

Sıbyan mektebi günümüze gelememiştir.



Fâtih İlçesi Cerrahpaşa ile Davutpaşa İskelesi arasında, Yokuşçeşme Sokağı’nda bulunan bu yapıyı XIX. yüzyılda Ahmet Paşa yaptırmıştır.

İki katlı, kesme taştan, üzeri ahşap çatı ile örtülü olan bu sıbyan mektebine arâzi konumundan ötürü dışarıdan taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Uzun süre polis karakolu olarak kullanılmış olup, orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.



Fâtih İlçesi, Davutpaşa İskelesi’nde, Samatya Caddesi üzerinde bulunan, Sultan III. Selim’in (1789-1807) kalfası olan Naz Perver Kalfa tarafından 1792 târihinde yaptırılmış olup, günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.

Dikdörtgen planlı, iki katlı, iki sıra tuğla bir sıra kesme taştan yapılmış olan yapının üzeri tonoz bir çatı ile örtülüdür. Sıbyan mektebinin birinci katı ile ikinci katı pencere kemerlerinin hizâsından dışarıya taşırılmış olan düz bir silme çepeçevre yapıyı dolanmaktadır. Pencerelerin üzerleri hafifletme kemerleri ile hareketlendirilmiştir. Yapının kuzey cephesinin alt kısmı sağır olarak bırakılmıştır.

Mektebin güneydoğusunda avluya açılan barok üslupta gösterişli yuvarlak kemerli giriş kapısı ile avluya girilmektedir. Giriş kapısı yanında XVIII. yüzyılın sonlarına âit Barok üslupta bir çeşmeye yer verilmiştir. Sıbyan mektebinin tüm cephesini kaplayan bu çeşmenin üzerinde Şâir Surûrî Osman Efendi’nin kitâbesini Sümbülzâde Vehbi Efendi yazmıştır.

Sıbyan mektebinin batısında küçük bir de hazîresi bulunmaktadır. Uzun süre özel kişiler tarafından kullanılan bu yapı günümüzde Romatizma Vakfı tarafından kullanılmaktadır.



Fâtih İlçesi, Hırka-i Şerif Câmii’nin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi Pîr Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapının yapım târihi bilinmemektedir. XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptırıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi iki katlı bir yapı olup, diğer sıbyan mekteplerinden ahşap oluşu ile ayrılmaktadır. Dikdörtgen planlı yapının üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Uzun süre konut olarak kullanılmasından ötürü orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir.



Fâtih İlçesi, Çarşamba Tevkîî Câfer Mahallesi Manyasî Caddesi’nde bulunan bu sıbyan mektebi İsmâil Efendi Câmii’nin giriş kapısı üzerinde yer almaktadır.

Şeyhülislam İsmâil Efendi’nin 1723 yılında yaptırdığı bu yapı kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Giriş kapısı üzerinden taş konsollarla dışarıya taşırılmış olup, kare planlı ve ahşap çatılıdır. Cadde üzerine mermer söveli, tuğladan boşaltma kemerleri ile açılmaktadır. Günümüzde restore edilmiş olan yapı meşrûta olarak kullanılmaktadır.



Fâtih İlçesi, Draman semtinde, Derviş Ali Mahallesi, Draman Caddesi, Tercüman Yunus Sokağı’nda bulunan bu sıbyan mektebi, Draman Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yapı topluluğu Kânûnî Sultan Süleyman döneminde saray tercümanlarından Yunus Bey tarafından 1541 yılında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi câminin kıble yönünde yer almaktadır. Kare planlı küçük bir yapı olup, üzeri içten pandantifli, dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Düzgün kesme taştan yapılan sıbyan mektebinin câmiye yönelik cephesinde dörder penceresi vardır. Giriş kapısı önünde bulunduğu sanılan ahşap sundurma günümüze gelememiştir.

Yapıda 1970’li yıllarda câminin onarımı sırasında bâzı tâdilatlar yapılmış ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır.



Fâtih İlçesi, Silivrikapı’da Veled-i Karabaş Mahallesi’nde, Tekke Maslağı ile Balâ Sokağı’nda bulunan bu sıbyan mektebi, İstanbul’un fethine katılmış Topçubaşı Balâ Süleyman Ağa tarafından 1453-1457 yıllarında yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır.

İki katlı yapı değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Ampir üslubunda yapılmış olan ve oldukça sâde cephe tasarımını yansıtan sıbyan mektebi moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Dikdörtgen kesme taş söveli pencerelerinin üzerinde basık hafifletme kemerleri bulunmaktadır. Cephesi üzerinde Sultan II. Abdülhamid’in onarımını gösteren 1905 târihli bir kitâbeye yer verilmiştir.

Uzun süre yanındaki ilkokulun dershânesi olarak kullanılmıştır.



Fâtih İlçesi, Topkapı’da Gâzî Ahmet Paşa Câmii’nin yanında bulunan bu mektebi Sadrâzam Kara Ahmed Paşa 1571/72 yılında yaptırmıştır.

Moloz taş ve tuğladan, dikdörtgen planlı ve üzeri çatı ile örtülü olan bu yapının cephesinde dikdörtgen söveli dört penceresi bulunmaktadır. Yanındaki bahçeden içerisine girilen sıbyan mektebi uzun süre Topkapı Spor Kulübü’nün lokali olarak kullanılmış ve yapılan değişikliklerle orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.



Fâtih İlçesi, Aksaray İnebey Mahallesi’nde, Nâmık Kemal Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebi yanındaki çeşme ve sebil ile birlikte Dîvân-ı Hümâyun Başçavuşu Ebubekir Ağa tarafından 1723-1724 yılları arasında yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi fevkânî bir yapı olup, kare planlıdır. Duvarları kesme taş ve iki sıra tuğlanın almaşık olarak işlenmesi ile meydana getirilmiştir. Yapının üzeri kirpi saçaklı bir tonoz ile örtülmüştür. Doğusunda küçük bir avlusu bulunmakta olup, buraya ikinci bir kapı açılmıştır. Aynı zamanda üst kattaki dershâneden revaklı bir balkon bu avluya bakmaktadır.

Sıbyan mektebinin kuzey cephesi sağır bırakılmış, giriş batı cephesindedir. Bu girişin solundaki sebil sonraki yıllarda dükkâna dönüştürülmüştür. Giriş kapısı kemeri üzerinde tâlik yazı ile banisinin ismi ve yapım târihi yazılıdır. Girişten sonraki koridorun sağında yanındaki hazireye bakan iki küçük penceresi vardır. Koridorun sonunda ise biri avluya, diğeri de hazireye açılan iki kapısı bulunmaktadır. Koridorun sonunda, sol taraftaki kesme taş merdivenlerle ikinci kata çıkılmaktadır. Buradaki revak basık tuğla kemerli, baklava başlıklı bir sütunla meydana getirilmiştir.

Dershâne dikdörtgen planlı olup, batı ve güney duvarlarında üçer, revâka açılan kapısının yanında da iki penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler dikdörtgen kesme taş söveli olup, üzerlerine hafifletme kemerleri yerleştirilmiştir.



Beyoğlu İlçesi, Azapkapı’da Atatürk Köprüsü’nün başında bulunan sıbyan mektebi Sultan II. Mustafa’nın (1695-1703) eşi ve I. Mahmut’un (1730-1754) annesi Vâlide Sâliha Sultan tarafından yaptırılmıştır. Çeşme Meydanı ismi ile de tanınan bu sıbyan mektebinin yanında sebil ve çeşmeleri de bulunuyordu. Sıbyan mektebinin üzerinde de 1733-1734 târihli bir kitâbesi vardı. Mîmârı bilinmemektedir.

Kare planlı, iki katlı ve üzeri ahşap çatı ile örtülü olan sıbyan mektebi her iki cephesindeki üçer pencere ile dışarıya açılıyordu. Bu pencerelerin üzerinde birer boşatma kemerine yer verilmişti. Bu sıbyan mektebi 1957 yılında yapılan îmar faaliyetleri sırasında yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.



Eyüp İlçesi’nde, Câmi-i Kebir Caddesi üzerinde bulunan sıbyan mektebinin yapılış târihi bilinmemektedir. Önündeki hazîrede bulunan en eski mezar taşı 1562 târihlidir. Buna dayanılarak sıbyan mektebinin XVI. yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Bânîsi Şeyhülislam Ebussuud Efendi’dir.

Sıbyan mektebi tuğla hatıllı kesme taştan, dikdörtgen planlı yapılmış, üzeri ahşap, geniş saçaklı bir çatı ile örtülmüştür. Bu yapı İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü’nce 1957 yılında Yüksek Mîmar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir.



Eyüp İlçesi, Ayvansaray Yavedüt Caddesi üzerinde, İstanbul surlarının önünde bulunan bu sıbyan mektebini, Sultan IV. Mehmet’in kızı Hatice Sultan 1711 yılında câmi, sebil, çeşme ve türbe ile birlikte yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi iki katlı olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Duvar örgüsünde bir sıra kesme taş, bir sıra tuğla dizisi kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı olan mektebin üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cephesinde dikdörtgen söveli altı penceresi bulunmakta olup, bunların üzeri tuğladan sağır boşaltma kemerleri ile tamamlanmıştır. Cephedeki tuğla saçağının izleri görülmektedir. Arkası surlara bitişiktir.



Eyüp İlçesi, İdrisköşkü Caddesi’nde, Nakilbent Hasan Ağa Türbesi ve Çeşmesi’nin yanında bulunan bu sıbyan mektebinin kitâbesi bulunmadığından yapım târihi kesinlik kazanamamıştır. Kesin olmamakla berâber İdris-i Bitlisî tarafından yaptırılmıştır. İdris-i Bitlisî Sultan IV. Murat (1623-1640) dönemi mîrahur-ı evveli olup, 1626 târihinde attan düşerek ölmüştür. Ali Ağa ve âilesinin mezarları sıbyan mektebinin arkasında yer almaktadır.

Kemerli bir kapıdan girilen avludan merdivenle sıbyan mektebine çıkılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan sıbyan mektebinin üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. İki katlı yapının alt pencereleri dikdörtgen mermer şebekelidir. Üst sıra pencereleri yuvarlak kemerlidir.



Eyüp İlçesi’nde, Zal Paşa Caddesi’nde Mihrişah Sultan Türbe ve Mektebi’nin arasındaki set üzerinde idi. Günümüze gelemeyen sıbyan mektebi 1800 yılında yıktırılmış ve önüne Mihrişah Sultan Mektep ve Sebili yaptırılmıştır.



Eyüp İlçesi, İslam Bey Mektebi Sokağı ile Ayten Sokağı arasındadır. İslam Bey Câmii ile birlikte 1519-1520 yıllarında İslam Bey tarafından yaptırılmıştır.

Sıbyan mektebi yığma taş ve tuğla hatıllı olarak tek katlı bir yapıdır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Ön tarafında küçük bir avlusu bulunan bu yapı günümüzde harap bir durumdadır.



Eyüp İlçesi, Kalenderhâne Caddesi üzerinde bulunan bu yapının kitâbesi bulunmamakla berâber Lâlîzâde Abdülbâki Efendi tarafından türbe ile birlikte 1743’te yaptırıldığı bilinmektedir.

Türk mûsıkîsinin ünlü bestekârlarından Zekâi Dede Efendi eğitimini bu mektepte yapmış, babası İmam Süleyman Efendi de burada Hüsn-ü Hat dersleri vermiştir. Zekâi Dede’nin amcası Hoca İbrâhim Zühtü Efendi de burada ders vermiştir.

Sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan kare planlı bir yapı olup, üzeri sekizgen kasnaklı kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebinin üç cephesinde dikdörtgen söveli üçer penceresi bulunmaktadır. Kıble tarafına bir de mihrap yerleştirilmiştir. Sıbyan mektebinin önünde küçük bir de hazîresi vardır.



Eyüp İlçesi, Zal Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebini Sekbanbaşı Ramazan Ağa 1586 yılında yaptırmıştır.

Sıbyan mektebi kare planlı olup, iki katlıdır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Bir sıra kesme taş ve bir sıra tuğladan meydana gelen bir duvar işçiliğine sâhiptir. İçerisinde hazîresi de bulunan bir avludan taş bir merdivenle doğrudan doğruya ikinci kattaki dershâne bölümüne çıkılmaktadır.

Sıbyan mektebinin kitâbesini Sâ’i Mustafa Çelebi yazmıştır.



Eyüp İlçesi, Eyüp Nişancasında, Nişanca Mustafa Paşa Câmii’nin yanında bulunan sıbyan mektebini Sadrâzam Mehmet Paşa yaptırmıştır. Râmî Mehmed Paşa’nın 1701 târihli vakfiyesi bulunduğundan kitâbesi olmayan bu sıbyan mektebinin de bu târihten önce yapıldığı sanılmaktadır.

Sıbyan mektebi bir sıra kesme taş ve bir sıra tuğladan iki katlı olarak yapılmıştır. Zemin katında yuvarlak kemerli iki dükkân ile bir de çeşmesi bulunmaktadır. Yapının cadde tarafında dört, sağ tarafında bir, sol tarafında da mermer dikdörtgen söveli iki penceresi vardır. Bu pencerelerin üzerleri tuğla sağır kemerlerle tamamlanmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Restore edilen bu yapı çocuk kütüphânesi olarak kullanılmaktadır.



Eyüp İlçesi, Defterdar Caddesi üzerinde, Şah Sultan Türbesi’nin yanındaki sebilin üzerindedir. Bu sıbyan mektebinin bulunduğu yerde daha önce İskender Bey’in sıbyan mektebi ile mescidi bulunuyordu. Bugünkü yapı 1800 yılında yaptırılmıştır.

İki katlı olan sıbyan mektebi kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Alt kısımdaki bir galeri üzerine kemerler üzerine oturtulmuştur. Daha sonra sıbyan mektebi yanındaki avluya doğru genişletilmiş ve dışarıya taşkın kısımları mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur. Yan taraftan taş bir merdivenle doğrudan doğruya ikinci kattaki dershâne kısmına çıkılmaktadır. Alt kısımda ise türbedar ve hizmetlilerin odaları bulunmaktadır.

Sıbyan mektebinin caddeye ve Zal Mahmut Paşa Hazîresi’ne bakan cephelerinde mermer dikdörtgen söveli dörder penceresi vardır. Ayrıca cadde tarafındaki pencerelerin üzerine bir de kuş köşkü yerleştirilmiştir.



Üsküdar İlçesi, Servilik Caddesi’nde Abdülbâkî Efendi Câmii’nin son cemâat yerinin önünde bulunan bu sıbyan mektebinin kitâbesi günümüze gelemediğinden yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla berâber, câmi ile birlikte 1644 yılında, Halep Mollası Abdülbâkî Efendi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan sıbyan mektebi meyilli bir arâzide olduğundan caddeye bakan tarafı tek, avluya bakan tarafı da iki katlıdır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Günümüzde Abdülbâkî Efendi Câmii’nin meşrûtası olarak kullanılmaktadır.



Üsküdar İlçesi, Doğancılar Câmii ile birlikte Sümbülzâde Sokağı’nda 1702 yılında yaptırılan bu sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Bânîsinin kimliği bilinmemekle berâber, karşısındaki Ahmet Paşa Türbesi’nden ötürü onun tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir.



Üsküdar İlçesi, Toptaşı semtinde, Vâlide-i Atîk Mahallesi’nde, Kartal Baba Caddesi ile Vâlide İmâreti Sokağı'nın birleştiği köşede bulunan bu mektep, Sultan III. Murat’ın (1574-1595) annesi Nûrbânû Vâlide Sultan tarafından 1570-1579 yılları arasında yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Mîmârı Koca Sinan’dır. XVIII. yüzyılda Feridun Ağa isimli bir kişi tarafından kütüphâneye dönüştürülmüştür.

Sıbyan mektebinin kitâbesi bulunmamaktadır. Kesme taştan, kare planlı bir yapı olup, üzeri pandantifli kasnaksız bir kubbe ile örtülmüştür. Külliyenin kemerli taş söveli kapısından ayrı küçük bir avluya girilmektedir. Sıbyan mektebi de bu avlunun içerisindedir. Doğudan kesme taş basamaklı bir merdivenle sıbyan mektebinin sahanlığına çıkılmaktadır. Bu bölümün ilk yapıldığında revak ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Yapının girişinde ve güney ile batı cephelerinde de pencereler sıralanmıştır. Kuzey cephesi ise sokağa yönelik olduğundan iç mekânı gürültüden arındırmak için duvar sağır olarak bırakılmıştır.

Sıbyan mektebi değişik zamanlarda onarım geçirmiş, 1928 yılında Toptaşı Cezâevi’nin Jandarma Bölüğü emrine verilmiştir. Bu dönemde yapının içerisinde birtakım değişiklikler yapılmıştır. Günümüzde meşrûta olarak kullanılmaktadır.



Üsküdar İlçesi'nde, Alemdağ Caddesi üzerinde bulunan bu sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Yapım târihi ve bânîsi ile ilgili kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.

Sıbyan mektebinin Rodoslu Hasan Efendi’nin kızı Ayşe Hâtun tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Ayşe Hâtun’un aynı zamanda Karacaahmet Mezarlığı yakınında, Tunusbağı Caddesi’nde ampir üslubunda 1794-1795 târihli bir de çeşmesi bulunmaktadır.

Sıbyan mektebi 1930’lu yıllarda bilinmeyen bir nedenle yıkılarak yok olmuştur.



Üsküdar İlçesi, Şemsi Paşa ile Salacak semtleri arasında, Kız Kulesi’nin karşısına gelen yerde bulunan Ayazma Câmii’nin 1760-1761 yıllarında Sultan III. Mustafa (1757-1774) tarafından annesi Mihrişah Emine Sultan ile ağabeyi Şehzâde Süleyman adına yaptırıldığı kitâbelerinden anlaşılmaktadır.

Ayazma Câmii’nin bir bölümünü oluşturan sıbyan mektebi hamam ve muvakkithâne ile birlikte yıkılarak yerine bugünkü binâ yapılmıştır.



Üsküdar İlçesi, Kapıcı Çıkmazı ile Aziz Mahmud Efendi Sokağı arasında bulunan sıbyan mektebi 1594-1595 yıllarında Aziz Mahmud Hüdâyî Külliyesi ile birlikte yaptırılmıştır. Sıbyan mektebi 1850 yılında câmi ile birlikte yanmış ve Sultan Abdülmecit (1839-1861) tarafından ampir üslubunda yeniden yaptırılmıştır.



Üsküdar İlçesi, Murat Reis Mahallesi’nde, Çavuşdere Caddesi ile Çinili Mescit Sokağı’nın birleştiği yerde bulunan Çinili Külliyesi, Sultan İbrâhim (1640-1648) döneminde Kösem Vâlide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mîmârı Kâsım Ağa’dır. Câmi, medrese, sebil, su havuzu ve hamamdan meydana gelen bu külliyenin bir bölümünü de sıbyan mektebi oluşturmaktadır.

Sıbyan mektebi câminin kuzeybatısında yer almakta olup, yanındaki çeşmeye âit su haznesinin üzerinde fevkânî olarak yapılmıştır. Kare planlı yapının üzeri kasnaksız bir kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebi kuzey ve batıdan bir avlu ile çevrilmiştir. Bu avluya biri güneyden, diğeri de kuzeyden basık kemerli iki kapı ile geçilmektedir. Sıbyan mektebine batısında düzgün köfeki taşı korkuluklu on beş basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Batı yönündeki dikdörtgen söveli kapının yanında bir penceresi olup, diğer cephelerde de dikdörtgen söveli ikişer pencereye yer verilmiştir. İç kısmında, kuzeyde ocak, diğer duvarlarda da birer niş bulunmaktadır. Bu nişlerin üzerinde sivri kemerli tuğladan birer pencereye de yer verilmiştir.

İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından 1964 yılında restore edilmiş olup, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Çinili Çocuk Kütüphânesi ismi ile hizmet vermektedir.



Üsküdar İlçesi, Küçük Çamlıca Tepesi’nin güneyinde Şeyhülislam Bodrumî Ömer Lütfi Efendi tarafından 1891-1892 yıllarında yaptırılan câminin karşısında bulunan bu sıbyan mektebi, Ömer Efendi’nin eşi Fatma Hanım tarafından 1893-1894 yılında yaptırılmıştır. Şâir Refet Efendi’nin yazmış olduğu sıbyan mektebinin kitâbesi bugün Bodrum Câmii Sokağı’ndaki su haznesinin üzerindedir.

Sıbyan mektebi yığma taştan, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. 1925 yılına kadar okul olarak kullanılmış, daha sonra câminin meşrûtasına dönüştürülmüştür.



Üsküdar İlçesi, Hâkimiyet-i Milliye Caddesi, Gülfem Sokak’ta bulunan Sıbyan mektebi, Kânûnî Sultan Süleyman’ın (1520-1566) câriyelerinden Gülfem Hâtun XVI. yüzyılda yaptırmış olduğu câmisinin bir bölümünü oluşturmaktadır. Gülfem Hâtun bu câminin yapımını tamamlayamadan 1561/62 târihinde ölmüş, sıbyan mektebi de câmi ile birlikte bir süre sonra tamamlanmıştır. Câminin ve sıbyan mektebinin mîmârının Mîmar Sinan olduğu ileri süsülmüşse de bu kesinlik kazanamamıştır.

Sıbyan mektebi 1930 yılına kadar harap bir durumda kalmış, 1940 yılında yıkılmıştır. Gülfem Hâtun’un mezarı da câminin yanına nakledilmiştir.



Üsküdar İlçesi, Doğancılar Mahallesi’nde Çakırcı Hasan Paşa Câmii’nin yakınında bulunan sıbyan mektebi XVI. yüzyılda yapılmıştır. Kaynaklarda Mîmar Sinan’ın eseri olduğu belirtilen bu yapı bilinmeyen bir târihte yıkılmış ve günümüze gelememiştir.



Üsküdar İlçesi, Atpazarı semtinde, Vâlide-i Atîk Çeşmesi Sokağı’ndaki bu sıbyan mektebi, Dârüssaâde Ağası Mehmed Ağa tarafından 1589/90 târihinde Kemeraltı Câmii ve Çeşmesi ile berâber yaptırılmıştır. Sıbyan mektebinin kitâbesi bulunmamaktadır. Mehmed Ağa’nın 1587 târihli bir çeşmesi, namazgâhı ve bir de su terâzisi vardı.

Sıbyan mektebi kesme taştan, tuğla hatıllı olarak kare planlı yapılmıştır. Üzeri kirpi saçaklı, ahşap çatılıdır. İki katlı olan mektebin alt katında helâ ve bir odaya yer verilmiştir. Taş bir merdivenle çıkılan üst kattaki dershânenin yanında bir de küçük oda bulunmaktadır.



Üsküdar İlçesi, Üsküdar Meydanı’nda Kânûnî Sultan Süleyman’ın (1520-1566) kızı Mihrimah Sultan’ın 1548 yılında yaptırmış olduğu Mihrimah Sultan Külliyesi’nin bir bölümünü sıbyan mektebi oluşturmaktadır. Yapı topluluğu ile birlikte sıbyan mektebi de Mîmar Sinan’ın eseridir.

Sıbyan mektebi câminin kıble tarafında, câmiden küçük bir yolla ayrılan küçük bir yapıdır. Yokuş üzerinde yapıldığından ötürü dikdörtgen planlı sıbyan mektebinin altına bir de dükkân eklenmiştir. Buradaki yoldan merdivenle sıbyan mektebinin önündeki eyvana çıkılmaktadır. Mektep kesme taştan iki ayrı kare mekânın birleşmesinden meydana gelmiştir.



Üsküdar İlçesi’nde, Şemsi Paşa Câmii’nin üst tarafında Boğaz’a hâkim tepe üzerinde bulunan Rum Mehmed Paşa Câmii’ni Sadrâzam Rum Mehmed Paşa XV. yüzyılın ortalarında yaptırmıştır.

Câminin avlu kapısının üzerinde bulunan bu yapı günümüze gelememiştir. Kaynaklardan bu yapının ahşap olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca Üsküdar’da yapılan ilk sıbyan mektebinin de bu mektep olduğu ileri sürülmüştür.



Üsküdar İlçesi, Selimiye semtinde, Selimiye Kışlası’nın yanında bulunan Selimiye Külliyesi Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından yaptırılmış olup, câmi, muvakkithâne, sebil, çeşme ve sıbyan mektebinden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu 1804/05 yıllarında yaptırılmıştır. Mîmârı bilinmemektedir.

Sıbyan mektebi fevkânî olarak yapılmıştır. Alt katı kesme taş, üst katı ahşaptandır. Mektebin yuvarlak kemerli kapısı câmi avlusuna açılmaktadır. Sıbyan mektebi yaklaşık 120 yıl hizmet vermiş, 1915 yılında karakol olarak kullanılmıştır. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Selimiye Çocuk Kütüphânesi olarak hizmet vermektedir.













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.